ürün yönetimi 0. gün taktikleri ve hack’leri

(Bu yazıdaki anlamıyla kullanılan Hack’in tam türkçesi olmadığı için Çakallık olarak çevirdim, pek sevimli olmadı kusura bakmayın)

Artık pek yapamasam da, gönlümde her zaman ürün yöneticisi olmak vardır. Aslen ürün yöneticiliği, disiplin ve konsantrasyon gerektiren tam zamanlı bir iştir. Satış ekibiyle ve CEO (bazen kendisi ceo dur) ile yakın çalışarak, müşterileri ilk elden dinler ve development ekibine, kullandıkları yazılım geliştirme tekniğinin gerektirdiği şekilde neler yapılacağını anlatır.

Çoğu ürün yöneticisinin bir numaralı zaafı, ürünün tümünü düşünmeye çalışmasıdır. Ürün çalışırken akla gelen ve üzerinde çalışılan vizyon heyecan vericidir, ancak gerçekleşen durumlara bakıldığı zaman, istenilen vizyona ilk günden ulaşmak çoğu zaman mümkün olmaz. Lean vs. gibi kavramlar da burada devreye girer. Burada ürün yöneticisinin dilini ısırıp, biraz da yaratıcı (çakal – hacker) olarak, eldeki az kaynak ile işe yarayacak bir 0.gün stratejisi çizmesi çok önemlidir. Çünkü 0. gün geçilmeden, istenilen vizyona ulaşmak çoğu zaman mümkün olmaz. Özellikle kafamızdaki ürün tavuk-yumurta problemine sahipse (örn: hem alıcı hem de satıcı gerektiren bir portal) ilk giren kullanıcının yaşayacağı deneyimi iyi planlamak gerekir. Çok detaya girmeden, kısaca özetlemem gerekirse, pazar araştırması kısımlarını tamamladıktan sonra bence yeni çıkan bir üründe veya startup’da ürün yöneticisinin ilk düşünmesi gerekenler aşağıdakilerdir (Birazdan bir örnek üzerinden de gideceğim) :

  • Ürünün ilk ve en basit versiyonunu en erken ne zaman hayata geçirmeliyim, ne kadar zamanım var? (evet, düşünülmez ama zaman – kaynak sınırı koymak, MVP yi yaratmakta önemli kısıtlayıcı kriterlerden birisidir. Bir kısıtlama olmazsa, aylarca ürün düşünülür, tüm geliştirme kaynakları da henüz kimseye gösterilme şansı olmayan bir ürün için harcanır)
  • Ürünü yayına aldığım anda, ilk giren kullanıcının deneyimi nasıl olacak? 
  • Ürünü kullanmak için bağımlı olduğum diğer servislerden nasıl kurtulabilirim? En az bağımlılıkla istediğim deneyimi nasıl sağlayabilirim?
  • Ürünümde tavuk-yumurta problemi varsa, bu problemi aşmanın akıllıca ve belki de geçici bir yolunu bulabilir miyim?
  • Elimde ürünün eşik noktasına ulaşmak için yeterli kaynak yoksa, hangi alternatif yollar ile bu kaynağı yaratmaya çalışabilirim?
  • İlk gelen kullanıcının deneyimi tatminkar olduktan sonra, o kişinin bana yeni kullanıcı getirmesini nasıl sağlayabilirim? (eğer mümkün ise)

Aslında bu noktaların çoğunu kapsayan soru, yukarıdaki “Ürünü yayına aldığım anda, ilk giren kullanıcı deneyimi nasıl olacak?” sorusudur. Burada benim önerim, eğer başka bir yol yok ise, çakallık yapmayı düşünmektir. 

Bir örnek üzerinden gidelim: Geçen blog yazımla alakalı olsun diye taksi uygulaması yapıyoruz ve piyasa da henüz alternatifi yok diyelim. İlk deneyen biz olacağız ve henüz ferrari mizi satıp projeye koymadık, o sebeple de büyük bir bütçemiz yokmuş gibi düşünelim.

“ilk gün deneyimi” sorusunu sorduğumuz anda, elimizde “kimin deneyimi?” cevabı vardır. Buradan da tavuk-yumurta problemini yaşadığımız bir ürün olduğunu anlarız. Sistemde hem taksici, hem de müşteri olması gerekir. Bir de üzerine, cografik bölgeleri eklersek, aslında elimizde epey bir taksi olması gerekmektedir.

Ancak henüz paramız yok, yatırımcıya da gittğimizde “önce çalıştığını kanıtla öyle gel” diyor. Peki ben bunun çalıştığını nasıl kanıtlayabilirim? Gerçekten ürünün tutup tutmayacağıyla ilgili, düşük maliyetli ne deneyebilirim? Belli bir bölgeye sınırlasak bile, taksicilere uygulama yükletmek çok maliyetli. Tanıtım yapıldığı an, uygulamaya girecek bir kullanıcı ise, içeride taksi görmediği an uygulamayı bir daha açmayacak, hatta kötü referans olacak. Kısacası, yazıyı daha heyecanlı bir yere çekmek için, düşünelim ki hiçbir şekilde taksicilere uygulama yükletme şansımız yok, sınırlı bölgede başlamak da kabul edilebilir bir alternatif değil.

Hemen bir hack (çakallık) düşünelim: Amacımız ya uygulamayı yükleyen bir son kullanıcının içeride yeterince taksi görmesini sağlamak, ya da taksicilerin bu uygulamayı yükler yüklemez bir sürü müşteri almasını sağlamak. Eldeki imkanlarla şu anda bu ikisini bir arada gerçekleştiremiyoruz. Peki neler biliyoruz?

  • Hali hazırda istanbul’da durak sistemi var ve telefon ile taksi çağırmak mümkün. İyi durumlarda 20 saniye içerisinde taksi söylenebiliyor.
  • Taksi duraklarının telefon – isim ve adres bilgileri taksiciler birliğinin sitesinden alınabiliyor.
  • Bir adrese genellikle birden çok durak hizmet verebiliyor.
  • Duraklar, hangi plakalı aracın adrese ulaşacağını ve ne kadar sürede ulaşacağını söyleyebiliyor.

Çakallığımız:

Uygulamanın Proof of Concept’ini tamamlayana, yani çalışır olduğunu kanıtlamak için, geçici olarak:

  • Taksi durakları uygulamada Taksi olarak harita üzerinde gösterilir.
  • Kullanıcı “çevremde taksi istiyorum” tuşuna bastığı zaman, ekranda “Taksilere ulaşılıyor, lütfen bekleyiniz” diyecek.
  • Bu sırada çağrı merkezi operatörleri (başlangıçta ekip de olabilir) kişiye en yakın 3 taksi durağını paralel arayarak taksi sorarlar.
  • İlk onayı alan operatör, plaka ve zaman bilgisini arayarak taksiyi yönlendirir, diğerleri vazgeçtiklerini söyleyerek kaparlar. (burada zaman içinde arayan sayısı değişmeli). Duraklarda taksi bulunamazsa, uygun hata mesajı verilir.
  • Operatör kendi ekranından “09 plaka, 3 dakika” yı seçtiği an, kullanıcının telefonunda “09 plaka, 3 dakika içerisinde orada” der ve geri sayım başlar.
  • Taksici böyle bir uygulamanın olduğundan bile haberdar olmaz, o telefona gitmiştir.  (biraz şaşkınlık yaratacaktır)
  • Kullanıcı bu sistemin çalıştığını düşünür. (taksici “telefonla arayan sen miydin abi?” derse biraz şaşkınlık yaşanabilir)
  • Olası sorunları anlamak için (taksi ulaşmadı, müşteri başka taksiye bindi vs.) her iki taraf da manuel olarak operatör tarafından aranarak geri bildirim alınır. (özellikle taksiciden almak gerekir, son kullanıcı yine uygulama üzerinden geri bildirimde bulunabilir)
  • Bu sistem sadece kısa vadede işe yarayacaktır. Bu nedenle gerçek anlamıyla bu işi hayata geçirmek için gereken hazırlıklar paralelde başlatılabilirse çok faydalı olur. (taksicilere cihaz dağıtmak ve tanıtım için gereken aşamalar)

Evet, yukarıdaki senaryo aslında ürün yöneticimizin ilk aklına gelen mükemmel sistem değil ve kusursuz çalışmıyor, ancak yine de gerçeğe yakın bir deneyim sunacaktır. Böylece, uygulamayı deneyen bir miktar kullanıcıya ulaşabilirsiniz ve devam edip etmeme kararını daha kolay verebilirsiniz.  Yapılan mübah mıdır? Bence deneme süreci için yaratıcı bir yöntemdir. Eğer bu konuda içiniz rahat etmediyse, uygulamanın (en gözüken yerine değil) bir noktasına nasıl çalıştığıyla ilgili bir uyarı koyabilirsiniz. Burada ürün yöneticisinin asıl sorması gereken soru şudur: Böyle bir yöntem seçilirken yaşanan deneyim kaybı, uygulamanın başarısız olacağının zannedilmesine neden olabilir mi? Hızlı başlayabilmek için bazı şeylerden vazgeçerken, insanların uygulamayı kullanmasını sağlayacak ana sebeplerini yok ediyor muyuz? Bunu anlamak için de ekstra efor sarfetmek gerekecektir.

images

Kısacası, özellikle bir startup içerisindeyseniz, kendinizi sadece “ürün yöneticisi” ve vizyoner olarak görmemeniz gerekiyor. Her ürün yöneticisi, bir girişimci gibi düşünüp, elimdeki kısıtlı kaynaklar ile 0. gün, ürünü nasıl hayata çıkarırım ı düşünmeli. Emin olun, ürünün 0. adımını planlamak, 3 sene sonra geleceği yeri planlamaktan çok daha zor. Bu biraz “futurist” ler konusu gibi. 20 yıl sonra dünya’nın nasıl olacağını çoğu tahmin edebiliyor ama 3 ay sonra ne olacağını tahmin etmek çok zor. Yukarıdaki örnek sadece bir düşünce şeklinin anlatması açısından hızlıca, yüzeysel düşünülerek yazıldı, eminim daha iyi bir alternatif veya örnek bulunabilirdi. Hatta sizin böyle bir örneğiniz varsa comment lere yazarsanız sevinirim.

not: sevgili okuyucu, arkadaşlar: Blog yazma konusunda epey amatörüm :) O nedenle eleştirileriniz varsa yazmaktan çekinmeyin lütfen. Sanırım ilk olarak daha kısa yazılar yazmayı başarmalıyım. Sevgiler

Başarısızlık Özlemi / Cahil Cesareti

Belki takip etmişsinzdir, bir dönem furyası olarak girişimciler başarısızlık hikayelerini paylaştı ve sanırım o dönemin en çok okunan, paylaşılan içeriklerinden oldu. Peki bu başarısızlıkları dinlemeyi neden çok sevdik?

Bir fikriniz varsa, onu yapmamanız gerektiğini söyleyen çok kişi olacaktır. Hatta mantıklı düşündüğünüz zaman çoğu fikrin Türkiye’de hayata geçirilmemesi gereken fikirler olduğunu farkedersiniz ve vazgeçersiniz. Elinizdeki tüm kaynakları ve tüm enerjinizi, başarı şansı çok az bir projeye harcamak aslında pek mantıklı bir hareket değildir. 
 
Örnek vereyim, biz iletken tavsiye sistemlerini (sonra sırasıyla SocialWire ve Convertale oldu) kurarken, business kısmını çok da mantıklı düşünmedik. Birisi bana gelip “önümüzdeki 3 sene kimse senden ürün almayacak, sürüneceksin, en az 4-5 seneni harcamaya hazır mısın? Bak bu iş Türkiye’de en fazla bu kadar tutar, yurt dışına da gitmen bir türk olarak çok zor” deseydi ben de iki kere düşünürdüm (muhtemelen dediler ama çok inandığım için ciddiye almadım). Açıkcası cahil cesareti ile, daha üniversitede okurken atıldığımız maceramızda, anlık umutlar ve inat içerisinde geçen yıllar sonunda başarı (tartışmaya açık) çok zor şartlarda yakalandı. Bir süre sonra, işin doğasının da bu olduğunu farkettim, zaten kolay olsa herkes yapardı değil mi? O anki şartlarda o işin yapılması çok mantıklı olsaydı, bir çok kişi aynı anda yapmaya çalışıyor olurdu. E biz de, hem iş yönetimi hem de teknik alanda tecrübsiz bir ekip olarak, herkesin çok mantıklı bulduğu ve bu sebeple rekabetçi olacak bir pazarda ne kadar başarılı veya yenilikçi olabilirdik tartışılır. 
 
Cahil cesareti ile, ha bugün oldu ha yarın olacak, ha tübitak desteği ha yurt dışı yarışması derken, laboratuvar sıraları, okulun verdiği ofis, eş-dost ofisi, amerika hostelleri, şans, mentor destekleri vs. gibi ortamlardan geçerek bir şekilde seneler sonunda bir noktaya geldik. O dönemlerde Türkiye’de teknoloji VC si olmaması gibi moral bozucu gerçekler rağmen, cahil cesareti ve onun getirdiği inatçılık, geçlik yıllarında harcanan zamanın da kolay olması sayesinde bizi iten güç oldu. Son zamanlarda servis sektörüne girmiş olmamız, ve ne zaman yeni bir ürün üretmek istesem, yaptığım analizler sonunda “çok zor, Türkiye’de kendini çıkaramaz, fokus dağıtır vs.” gibi mazeretler bulmam da, o değerli cahil cesaretinin kaybolmasından kaynaklanıyor. 

Ancak burada kritik bir noktaya geliyoruz. Insanlar genelde yapmadıkları veya cesaret edemedikleri bir fikri başkası denediği zaman onun başarısız olmasını içten içe arzuluyorlar. O da yapamasın ki, ben yapamayacağımı önceden anladığım için daha akıllı olayım diye düşünüyorlar. Çünkü senin yapamadığını/yapmadığını başkası yaparsa senden daha başarılı bir insan gibi olacak değil mi? (?)
Mr+Burns[1]
 

Oysa bu dürtüyü yenersek,
aslında çok daha değerli bir kazanım ve ders çıkarmak mümkün. Bir örnek vereyim, SocialWire dan sonra ne yapacağımızı düşünürken, daha önce singapur da ve Amerika’da gördüğüm mobil taksi uygulaması fikrine çok kafa yordum. İşi analiz ettiğimde, yapmamam için bir çok sebep çıktı. Büyük yatırım gerekmesi, neredeyse bugüne kadar tüm yatırımcıların en az 10 kere taksi projesi dinlemiş olması (o dönemde Aslanoba fırtınasının başlamadığı gerçeği), devletin bu işe el koyma ihtimali ve bu konuda açılan ihale, istanbul’daki taksi bolluğu (uber – SF market uyumuı) gibi bir sürü sebep kafamı kurcalarken, görüştüğüm birkaç kişinin de “mantıklı değil Deniz, senden daha iyilerini bekliyoruz” demesiyle birlikte, o işe girmeye cesaret edemedim, mantıklı gelmedi, başka bir iş yapmaya karar verdim. Ancak o işten vazgeçtiğimde kendi kendime şunu söyledim: Bunu muhtemelen yakın zamanda birileri yapacak. Ve umarım o yapan kişi başarılı olur da, ben de bundan bir ders çıkarırım.

Şimdi BiTaksi’yi heyecanla takip ediyorum, başarılı olmalarını umuyorum. Başarılı olmalarının hepimize çok şey öğreteceğini ve bir çok insanı cesaretlendireceğini düşünüyorum.
 
Son olarak şu fıkrayla bitireyim: Temel idama mahkûm olmuş. İnfaz vakti gelmiş; darağacına götürüyorlar. Son bir diyeceğin var mı diye sormuşlar. Temel: ‘’Bu da bana ders olsun’’ demiş. 
not: gelen sorular üzerine: O dönem Fyonk’a kanalize olduk, 1 ayda live oldup, 3. ayında yapmak istemediğimize karar verdik ve vazgeçtik. VNGRS ı kurarak Amerika’daki Startup lara Türkiye’den development yapan bir servis şirketi oluşturduk. Böylece her servis şirketi ürün şirketi olmaya çalışırken, tam tersini yaparak ürün şirketinin yanına servis şirketi koymuş olduk, keyifli işler  yapıyoruz ve çok eğleniyoruz.
 
 

10 yıllık soru

Herkesin olduğu gibi benim de bir lise aşkım vardı. En klişesinden, severken araya mesafe girenlerden.

Aradan 10 yıl geçti, bugün evlendiğini öğrendim. Kendime bir çay koydum ve bana 10 sene önce çizip verdiği şu resme baktım.

Image

Aklıma gelen tek düşünce, ‘Barı şu resmin ne anlama geldiğini söyleseydi’ oldu.

Mutluluklar.

Götlük Etkisi

Tam türkçesine uygun bir kelime bulamadığım asshole’ların startup sektöründeki işe yararlığından bahsetmek istiyorum. Can Yücel’in bir lafı vardır, “bu ülkede göte göt denir” diye. Bizim sektörde göte göt denmez, kıskanılır. (çoğunlukla)

(Kibarlık olsun diye Asshole’u ‘gıcık’ olarak çevirelim) Image

Underdog dediğimiz(yine türkçesini tam bulamadığım), henüz başarıya ulaşamamış veya küçük görülen girişimciler için gıcık girişimciler çok önemli ve işe yarayan bir kavramdır. Sektörde yükselmekte veya hali hazırda yüksekte olan girişimciler, sosyal medya’da birbirleriyle atışır, başarılarını över, keyifli  hayatlarından anları paylaşır ve yüksek bir noktada olduklarını çekinmeden, tüm açıklığıyla ve bazen de abartıyla ortaya koyarlar.

Bizim sektörün doğasında bu normal kabul edilir ancak bir yandan da kıskanılır, gıcık olunulur. Elbette bu herkes için doğru olmasa da, büyük bir çoğunluk, bastırmayı başarsa bile aslında böyle hisseder.

İşte o hissedilen kıskançlık veya gıcıklık ciddi bir güçtür. Hafif bir kızgınlık yaratır. Belki şartların eşit olmadığı düşünülür, belki de içten içe, doğru zaman ve fırsat geldiğinde kendilerinin çok başarılı işler çıkaracaklarını hissederler. Kızgınlık, insanoğlu için en büyük motivasyon kaynaklarından birisidir. Büyük abi’ler kendi çevrelerinde keyifli görüntüler çizerken, küçük, kızgın ve motive ekiplerin başarılı işler çıkarabilme potansiyelleri olduğunu düşünüyorum.

İçinizde kızgınlık mı var? Yapılan işlerin kötü olduğunu, sistemin bozuk olduğunu mu düşünüyorsunuz? Pohpohlama dünyasında yaşadığımızı mı hissediyorsunuz?

İşte o zaman kızgınlığınızı kullanın. Sizi tüketmesine izin vermeyin. Bir şeyleri yerinden oynatın.

Başarıya ulaşırsanız, gıcıkların arasına katılıp katılmamak size kalmış.

8 sene önce girişimciliğe ilk adım

Bundan 8 sene önce, 18 yaşında, iş hayatına ilk ciddi adımım olan ReklamGiy‘i hayata geçirdim. ReklamGiy’i harçlığım yetmediği için para kazanmanın yollarını düşünürken tuvalette  aklıma gelen bir fikir olarak bulmuştum. Etrafımdaki herkes “yapma” ve “kendini rezil edersin” deyince, işi ciddiye bindirerek, tek başıma başlamış ve daha sonra ekibe katılan arkadaşlarımla 30 kampüs ve 4 şehir de çalışan, 300 kişilik bir ekip haline getirmiştik. Şans eseri bugün google dan, ReklamGiy grubuna attığım ilk toplu e-maili buldum.

8 sene içerisinde çok şey değişti. İnsanlar genelde bu cümleye bir de “çok şey öğrendim” eklerler. Elbette çok şey öğrendiğim doğru, ama 8 sene önceki e-maile ve ReklamGiy içerisinde yakaladığımız enerjiye baktığım zaman, bazı şeyleri de unuttuğumu farkediyorum. 8 sene içerisinde ReklamGiy‘i büyüttüm, okulu bıraktım, çeşitli reklam ajanslarında çalıştım, TV programı yaptım, okula geri döndüm, botego yu tasarladım, arkadaşlarımla iletken‘i kurdum, büyüttüm, daha sonra en büyük hedeflerimden olan global pazara inovatif ürün sunabilmeyi başaran SocialWire ı yine iletken ekibiyle birlikte kurdum ve San Francisco ya taşıdım. Bütün öğrencilik hayatım boyunca, hatta liseden itibaren yeni birşeyler yapabilmek ve üretebilek için koştum. Sanırım karakterim sebebiyle hiçbir zaman da rahat etmedim, arkama yaslanıp bu iş oldu artık diyemedim. Neyse ki,  19 yaşımdan beri yaptığım hiçbir işi tek başıma üstlenmedim ve hep bir ekip halinde çalıştım. En önemli başarım olarak da kendi eksiklerimi anlamayı ve destek almayı becerdim.

Bütün bunlar içerisinde ReklamGiy’in çok özel bir yeri var. Tamamen amatör ruhla yaptığımız ve amatörlükten grur duyduğumuz bir işti ReklamGiy. ReklamGiy de oturtmayı becerdiğim amatör ruhla profesyönel iş yapma ruhunu hala bir miktar korumaya çalışıyorum. Arada hem başarılar hem de hatalar yapıyorum.

Lafı fazla uzatmadan, ReklamGiy in ilk günlerinde gönderdiğim ve bugün okuduğumda “19 yaşımdayken fikirlerim daha netmiş ve kendimi daha iyi ifade ediyormuşum” dediğim maili paylaşmak istedim. Sırf yaptığım işte değil, gönderdiğim e-maillerde bile eğlenceli, amatör ve sade ruhu özlediğimi farkettim. 19 yaşımda hayatı şu anki halimden daha iyi çözmüştüm sanırım.

29 Mart da toplu gönderilen ilk mail:

>Subject: Reklamgiy Önemli !
>Date: Mon, 29 Mar 2004 07:18:54 +0300
>
>Merhaba Arkadaşlar,
>
>
>
>Ben Reklamgiy’in büyük ve gaddar patronu deniz.
>
>
>Bu maili sitedeki formu dolduran herkese gönderiyorum. Bazılarınızla daha
>önce konuştum ve ne yazık ki bazılarınıza hiç yazamadım. İlk önce bunun
>için özür diliyorum, hiç zamanım olmadı veya üşendim.
>
>
>
>Aşağıdaki mailin bütününde “biz” kelimesini kullanmaya çalıştım. Ben bu
>projeyi tuvalette  otururken buldum ve tek başıma kişisel olarak başlattım.
>Projeyi planladığımda aklıma gelen en pozitif amaç öğrenci gruplarına ürün
>sağlanmasıydı. Mesela bir yiyecek firmasının sponsorluğu sayesinde yemek
>masraflarının karşılanması gibi. Fikri ortaya attığım andan beri bütün bu
>projenin içine katılan ve bir yardımda bulunmak isteyen herkesin ortak
>projesi olarak planlamaya çalıştım. Bu yüzden, bu maili aldığınız andan
>itibaren eğer isterseniz, bu projenin bir parçası olduğunuzu bilin. Ben
>gaddar ve iğrenç bir patron da olabilirim, ama bu sizin buna benzer bir
>çalışmayı kendi kendinize başlatmanıza veya ihtilal yapıp benim yerime
>geçmenize engel değil :) Reklamgiy’in şu geçen kısa süresindeki
>çalışmalarında, gerek okul içinde gerekse okul dışında birçok yeni insanla
>tanışma fırsatı buldum. Bazıları yakın arkadaşım oldular ve bence en
>değerli kazanım da bu :) (tabii ki para arkadaşlıktan falan daha önemli o
>ayrı  :p)
>
>
>
>Yazdığınız yorumlara ve maillerinize dayanarak bazı sorularınıza cevap
>verecegim. En son ise neler yapabileceğimizi anlatıcam.
>
>
>
>1)      Reklamgiy’in durumu nedir? Sadece İstanbul mu?
>
>
>
>Reklamgiy’in durumu birkaç aydır pek değişmiyor. Kuruluş süresinden
>itibaren yoğun şekilde öğrenciler başvuruyor ancak reklam verenlerin ilgisi
>az durumda. Bunun 2 sebebi var, 1.si bizi bilmiyorlar. 2.si ise bu tarz bir
>reklam kampanyasını benimsemeleri için geçmesi gereken zamana daha
>ulaşamadık. Bu ikisi de bir süre sonra düzelecek şeyler. İlk başlarda iş
>ortağı fikrini tamamen reddetmemize rağmen (Öğrenciye düşen gelir azalmasın
>diye) bir süre sonra bu işe gereken vakti ayıramadığımı gördüm. Bu yüzden
>www.bağımız.net ile bir ortaklık kurduk. Bence bu 2 grubun da geleceği çok
>parlak olabilir.
>
>
>
>Reklamgiy’in şu anda 7 üniversitede takımları var. Bu 7 üniversitenin 4
>ünün organizatörleri çok aktif durumdalar ve bütün toplantılara gelip
>gelişimimiz için fikirlerde bulunuyorlar. Bu yüzden organizatörler sadece
>bize bağlı çalışanlar değil, aynı zamanda yönetim ve gelişimimizde söz
>sahibi kişiler. Zaten hepimiz benzer yaşlarda öğrencileriz.
>
>
>
>Reklam alma konusunda, turkcell fanta burn academix gibi çeşitli firmalarla
>bolbol görüşmeye çalışıyoruz. Ulaşabildiklerimiz ve bizi ciddiye alanlar
>ileride çalışacaklarını söylüyorlar. Ama gelip de “noolur şunları hemen
>giyin” diyen yok tabii ki. Bu mailden sonra fanta’ya istedikleri son
>teklifi göndericem. Hazirana doğru t-shirt giyimi ve fanta kapağı karşılığı
>şenlik konser bileti değişimi projesi istiyorlar. ( Bu konudan en sonda
>bahsedicem)
>
>
>
>Bu 7 üniversitenin 7 si de İstanbul’da. İstanbul dışındaki üniversitelere
>dağılmak için çok yavaş hareket etmek gerekiyor. Buradaki reklam
>çalışmalarında bile kontrolü sağlamak zorken İstanbul dışı bizim için
>uçurum olur. Bu yüzden, şimdilik istanbul ile belki ankara olmak üzere 2
>şehir düşünüyoruz.
>
>
>
>2)      Benim Üniversiteme ne zaman geleceksiniz?
>
>
>
>Üniversitelere dağılma işi şu ana kadar şöyle ilerliyordu:
>
>
>
>Ben tanıdığım ve güvendiğim kişileri üniversitelerde organizatör yapıyorum
>ve onlar kendi takımlarını kuruyorlardı
>
>
>
>Bir süre önce İstanbul Üniversitesinden Fatih ve Serçin’in yeni fikri
>sayesinde zincir tarzı bir genişlemeye geçtik. Şöyle ki, güvendiğimiz
>organizatörler kendi güvendikleri arkadaşlarından diğer üniversitelerde
>organizatör ve takımlar kuruyorlar, bunun karşılığında ise o üniversite
>kendi başına çalışmalara katılabilecek hale gelene kadar bu üniversiteler
>için de ek ücret alıyorlar. ( Oranin organizatörünün üstünden)
>
>
>
>Ancak şimdi gelen başvurular sonucunda 156 kişi olduğumuzu görüyorum. Bu
>durumda benzer bir genişleme süreci değişik olacak. Bu konudan en sonda
>bahsedicem.
>
>
>
>
>
>3) Adam gibi para verin ulan!
>
>
>
>Şimdi burada adam gibi paradan ne anladığımıza göre olay değişiyor. Daha
>önceki ruffles çalışmamızda (evet başka yeni çalışma olmadı ühühü)
>öğrencilere günlük 10 milyon verebilmiştik günlük çünkü biz de reklamgiy
>olarak ancak toplam 15 milyon lira almıştık. Kalan 5 milyon lira
>Üniversitedeki organizatör ile büyük ve gaddar patron arasında
>bölüştürülmüştü. (organizatör daha fazla almıştı)
>
>
>
>Amacımız bir süre sonra öğrencilere günlük 15 er milyon lira verebilmek.
>Ancak bir sonraki çalışmada ilk çalışmaya göre daha yüksek bir para alacak
>olsak da 15’e ulaşamayacak gibi gözüküyoruz. Bu konunun detaylarını iş
>kesinleşince anlatırım.
>
>
>
>Reklam çalışmalarının 10 gün olmasını planladığımızda, bir öğrenci bir iş
>başına 100-150 milyon lira kazanmış olacak.
>
>
>
>3)      Neden liselileri dışladınız?
>
>
>
>Bu tarz yeni oluşumlarda tek bir alanda faaliyet verip piyasadaki yeri ve
>ismi sağlamlaştırmak hayati önemdedir. Bu yüzden Reklamgiy olarak,
>öncelikli hedefimiz Üniversitelerde T-shirt giymek ve bir şeyler dağıtmak
>olacak. Bir süre sonra işler oturunca diğer alanlara da dağılırız. Tabii ki
>arada istisnalar olacaktır. Örneğin geçenlerde daha sonra büyük reklam
>vereceğini düşündüğümüz bir firma bazı dergilerin kafe ve restoranlara
>dağıtılmasını istedi ve biz çantalarımızı kapıp kapı kapı dolaştık. Ama
>nasıl bir işti diye sorarsanız çok gereksiz derim. Fiyat iyiydi ama çok
>yorucuydu. Bizim öncelikli amacımız öğrenciye, okul hayatını etkilemeden
>para kazandırabilmek.
>
>
>
>
>
>
>
>
>
>4)      Neden özel üniversiteler de biz değiliz?
>
>Hö? Her üniversite bize katılabilir böyle bir ayrım yapmıyoruz.
>
>
>
>
>
>
>
>
>
>Beraber neler yapabiliriz?
>
>
>
>Şu anda bir genişleme sürecindeyiz. Bu yüzden elimizdeki kaynakları en iyi
>şekilde analiz etmeye çalışıyorum. Gelen 150 küsür başvuruda gördüğüm
>kadarıyla çok farklı üniversiteler ve farklı isteklerde insanlar var.
>
>
>
>
>
>Genişleme prosedüründe karşılıklı güven en büyük gücümüz. Bugün bu projenin
>bir üniversitede dahi düzgün yürümediği farkedilirse, bütün proje batar ve
>hepimiz sadece gazetelere çıkmış ve işi becerememiş gençler diye tanınırız,
>sokakta insanların yüzüne bakamayız, ailemiz bizi dışlar, sınır dışı
>ediliriz ve üzerimize tren düşer.
>
>
>
>Ama bunların olmaması için genişleme sürecinde itinalı davranmaya
>çalışıyorum. Şu an aslında yapmak istediğim insanları üniversitelerine göre
>düzenleyip, size kendi aranızda organizatör seçtirtmekti. Böylece hem
>kendiniz kendi takımınızı yaratır hem de beraberce kimin bu isi daha rahat
>yapabileceğine karar verirdiniz. Sonrasında ise yapacağımız toplantıda
>detayları konuşur, bir karar verirdik.
>
>
>
>Ama potansiyel bir bilgisayar mühendisi olarak hayatımda en son öğreneceğim
>işkence program excell yüzünden şu anda bununla uğraşamıyorum.
>
>
>
>Sizden isteğim, lütfen kısa bir sürede gerçekten organizatör olma konusunda
>istekli olan ve bu sorumluluğu alabilecek sosyal birikim ve kişisel ahlak’a
>sahip olanlarımızın aşağıdaki bilgilerle birlikte bana mail atmalarını rica
>ediyorum. Aşağıda şu anki üniversitelerimizdeki organizatörlerin iletişim
>bilgileri var.
>
>
>
>1)      Üniversitesinin adı ve yeri
>
>2)      Üniversitedeki öğrenci ve çalışan sayısı (yakın bir değer de
>olabilir)
>
>3)      Kaç kişi bulabileceği
>
>4)      Akademik olarak ne gibi sorunlar çıkabileceği
>
>5)      Okullarının açılış, kapanış, final ve bahar festivali tarihleri
>
>
>
>
>
>
>
>Sonrasında hep beraber oturur ve bir karar veririz. Şu anki hali hazır
>takımlarımız en az 120 kişi bulabilecek durumda. Aramızdaki 150 nin 80’inin
>de bu çalışmalara katılmaya hazır olduğunu düşünürsek 200 kişilik bir
>takımız. Bu bize kendi reklamımızı yapmak için üstün bir güç sağlar.
>
>
>
>Koç Üniversitesi
>M.Deniz OKTAR
>
>Bil Müh 1. Sınıf
>
>deniz.oktar@reklamgiy.com
>
>0533 477 63 58
>
>icq: 14906539
>
>(lütfen maili tercih edin)
>
>
>
>
>
>
>İstanbul Üniversitesi
>
>
>
>Fatih & Serçin & Burcu
>
>3 ü adına Fatih ile iletişime geçebilirsiniz.
>
>
>
>Fstih Mıstaçoğlu
>istanbul üniversitesi
>fen fakültesi
>biyoloji bölümü 4.sınıf
>maximus_mamboss@hotmail.com
>
>
>
>
>
>Bilgi Üniversitesi
>
>
>Işıl & Burcu 2 (Dolapdere kampüsü )& Fatih Mıstaçoğlu (kuştepe kampüsü)
>
>
>
>Kuştepe için Fatih’e, dolapdere için Işıl’a ulaşabilirsiniz.
>
>Işıl Çinmen
>
>Bilgi üniversitesi
>
>Medya ve iletişim sistemleri
>
>isilcinmen@hotmail.com
>
>Yıldız Teknik Üniversitesi (Davutpaşa kampüsü)
>
>
>Melis Elçim Topçu ve Fatih (super fatih de diyebiliriz)
>
>Siyaset Bilimleri ve Ulus.İliş.
>
>lauragassi@yahoo.com
>
>
>Yeditepe ve İTÜ
>
>
>Şu an için bu iki üniversitenin durumu karışık. Zincir sistemine bağlılar.
>Buralardaki arkadaşlar lütfen bir süre sonra bana mail atın ben sizi
>yönlendiriricem.
>Sabancı Üniversitesi
>Mustafa Demirkol
>
mustafa@su.sabanci.edu>
>
>
>Son durum böyle. Konu hakkında kafanıza takılan birşey olursa
>sorabilirsiniz. Umarım cevap atacak zamanı bulurum.
>
>Görüşmek üzere
>
>
>
>M.Deniz OKTAR
>
>www.reklamgiy.com
>

the Red Button

There is a question that I am obsessed with for more than a year since it appeared on my mind. Every person I’v asked gave me the “yes” answer. What would be yours?

Q:

You are in a white room with a red button. And there is a black suitcase with 1 million dollars in it.

You hear a sound from the speaker: ” If you press the red button, you will forget the last 10 seconds we will give you the million dollar.”

Would you press that button?

It seems like I can’t press that button no matter what. My conscious that includes the last 10 seconds will be erased. So I feel like the I, as a person who existed for some time including the last 10 seconds, who thought about things like pressing the button will be dead, and some person (me 10 seconds ago) will continue to live.

I just can’t press the button.

Can you?

Erkekler İçin Arkadaşlık Siteleri Analizi

İnternette hangi tip erkekler daha çok ilgi görüyor? Arkadaşlık siteleri(sosyal network) arasında farklılıklar var mı? Hangi arkadaşlık sitesinde hangi tip erkeğe rağbet ediliyor? Bu sitelerdeki bayanlar erkeklerden ne bekliyor? Karakterlerine göre farklı arkadaşlık siteleri seçen erkeklerin şansı yükseliyor mu?

blog-image

Bu soruları cevaplayabilmek için amatör olarak bir sosyal deney hazırladık. Bu deneyde İstanbul’da yaşayan 3 adet farklı erkek profili ve 5 tane arkadaşlık sitesi kullandık. Deneyden çıkan sonuç şaşırtıcıydı:

blog-image-2

  • Çoğu sosyal networkte bayanlar iyi bir meslek sahibi, iyi gelir sahibi izlenimi veren, “düzgün ve elit” olarak tabir edilen modern erkeği tercih ettiler.
  • Eğlenceye ve gece hayatına düşkün, cinsel içerikli mesajlar atan üniversite öğrencisi genç attığı mesajlara beklenenden daha yüksek cevaplar alsa da bu mesajların çoğu olumsuzdu. Ancak test sonuçları olumlu/olumsuz ayrımı yapılmadan sergilendi.
  • “Kro” olarak tabir edilebilecek aşırı romantik erkek ise sosyal networklerin çoğunda aldığı geri dönüş ve bu geri dönüşlerin olumluluğu bakımından diğer 2 erkek profiline yetişemedi.

Metodoloji: Her sosyal networkte Random Sampling (Rastgele Örneklem) yöntemi kullanılarak, İstanbul’da yaşayan 600 kişi belirledik ve her karakterin hesabından 200’er kişiye mesaj attık. Toplamda 3000 adet mesaj gönderildi ve geri dönüş sayıları kaydedildi. Testimizin amacı nedeniyle karakterlerin tipleri profillerine uygun seçildi. Ancak yine de, profilden bağımsız olarak karakterlerin çekicilik seviyeleri sonuçları etkilemiş olabilir.

Devamı:

Bu çalışmanın tamamına erkekler-icin-arkadaslik-siteleri isimli PDF dosyasından ulaşabilirsiniz.