Kırmızı başlıklı kız

Yazı beğenisi: 5 üstünden 2.5

Bizim okulda çoğunluğu bilgisayar mühendislerinden oluşan bir arkadaş grubumuz var. Gmail sayesinde chat eder gibi mailleşiyoruz.

Ancak son zamanlarda, özellikle benim okula ara vermemden sonra iyicene birbirinden kopuşlar yaşandı.

Herkes wow (world of warcraft) veya ogame gibi oyunlara tutuldu kaldı. Bir kısım arkadaş da [Fırat, Turan] bundan çok şikayetçi. Ben de şikayetçiydim, onlara hitaben bir maile cevap olarak şu adağıdaki yazıyı yazdım. Aradaki bazı espriler onların anlaması için kondu. Neden yazdım? çok gereksiz biliyorum ama “oynamayın lan” demek de olmazdı. Yorgun ve sıkkın bir anımdaydım sanırım🙂

Bu yazıyı yazdım ama pek beğenmedim, kısıtlı bir zamanda kısıtlı bir kitleye yazmıştım. bir süredir beğendiğim birşey yazmıyorum. ühühühü böeeee🙂

___

Birgün küçük kırmızı başlıklı bir kız varmış. bu kırmızı başlıklı kız annesi ve babasıyla birlikte yaşarmış ve sanılanın aksine sevimli bir büyükannesi falan yokmuş. büyük annesi olsa da, konumuzla ilgisi yokmuş. Anlayacağınız gibi, bu küçük kırmızı başlıklı kızın yaptığı çörekleri anneannesine götürme gibi bir “fantezi”si de olmadığı ortadaymış. Bütün bunlar bir araya toplandığında, “kırmızı başlıklı kız” isminin sadece bir rastlantıdan ibaret olduğu açıkça görülmekteymiş.

İşte böylesine fuzuli bir masal aleminde ahenkle dans eden kırmızı başlıklı kız güzel bir sosyal çevreye sahipmiş. arkadaşları da kendisi gibi kırmızı başlıklar takarmış. “İsterseniz şimdi küçük kırmızı başlıklı kızın arkadaşlarını tanıyalım” diyerek konuyu uzatmak istemeyen yazar, şimdi sizi bu kırmızı başlıklı kızın başından geçenleri dinlemeye davet ediyor ve hep beraber, masal dünyasının büyülü dünyasına doğru eğlenceli bir yolculuğa çıkıyoruz.

Birgün, küçük başlıklı kız ülkenin en büyük treni olan “buğulu bulut” ekspress ine binerek, senelerdir hayalini kurduğu, uğrunda çok uğraştığı yolculuğuna başlamış. Ne zamandır “buğular ülkesi”‘ne gelmek istiyormuş. Trende giderken bu ülkeye gelebilmek için ne kadar uğraştığını düşünmüş. Haftalar, aylar boyunca çoğu şeyden fedakarlık ederek, bu ülkeye gelebilmek için gece gündüz çalışmış. O kadar çalışmış ki, sosyal çevresi zaman içerisinde azalmış. Ancak o bunu göze alıyormuş çünkü buğular ülkesinin onun geleceği için çok önemli olduğunu, oraya gidebilirse yep yeni bir dünyayla karşılacağını biliyormuş.

buğular ülkesi büyükmüş, buğular ülkesi genişmiş.buğular ülkesi sisliymiş. buğulalr ülkesi çok çok güzelmiş.

buğular ülkesinde sabahları insanlar sahilde balık tutar, akşamüstü denizde sis çıkar, ağaçlar meyva verir, insanlar kayıklara binermiş. buğular ülkesinde sevenler kol kola gezer, “deniz”‘e bakarak, hayaller kurarmış. Buğular ülkesinin sakinler geceleri hep beraber oturur, hoş sohpet ederlermiş. buğular ülkesinde yazın insanlar çimlere uzanır, yıldızlara bakarak düşünürmüş. Buğular ülkesinin havası diğer ülkelere benzemez, sisin ve güzelliğin uyumuyla soğuk kokarmış. buğular ülkesinde insan çimlere uzanıp yıldızlara baktığında içi ürperir bu büyüklüğün bir parçası olduğu için mutlu olurmuş. buğular ülkesinin sesi insanlarının kulaklarına şanslı olduğunu fısıldarmış. Buğular ülkesinin sesi, binlerce kuşun çığlıklarıyla eşsiz bir ezgiye dönüşürmüş.

buğular ülkesinde her insan özelmiş, her insan bu ülkenin verdikleriyle mutlu, deniziyle bir, kokusuyla iç içeymiş. Buğular ülkesinde insanlar dağlara baktığında hayat için teşekkür edermiş.

bu ülkede her canlının bir hikayesi, bir evreni varmış. Her canlı bir şekilde kendisini anlatırmış. Sazlar rüzgarla birleşip ses çıkartır, kuşar şarkı söyler, yıldızlar göz kırparmış.

Kırmızı başlıklı kız buğular ülkesine geldiği için çok mutluymuş. Bu ülkede kendisine birçok arkadaş bulmuş. Yeni mekanında, bütün arkadaşlarıyla iç içe, kalp kalbeymiş. Ülkenin ezgisi kırmızı başlıklı kızın kalbini arkadaşlarının göreceği şekilde açar, rüzgarı içindekileri saçar, yıldızları ümitler doldururmuş. Kırmızı başlıklı kız arkadaşları ve ülkesiyle her bütünleştiğinde kalbi havaya uçar, sevdikleri onun parçalarını toplarmış. Yıldızlara bakan diğer insanlar, orada diğer insanların kalplerini görürmüş. Buğular ülkesinin yıldızları, ona içini açan insanlarının kalplerinden oluşurmuş.

Buğular ülkesinde, her yerde olduğu gibi zorluklar varmış. Kırmızı başlıklı kızın karşısına kimi zaman aşması gereken engeller, uğraşması gereken güçlükler çıkarmış. Bütün bu zorluklarda, güçlüklerde her zaman diğer arkadaşları yanındaymış. Beraber uğraşır, beraber dinler, beraber hareket ederlermiş.

Kırmızı başlıklı kız, hem bu ülkede olduğu için , hem de arkadaşları yanında olduğu için çok mutluymuş. Arkadaşları da onun gibi düşünüyor, onun gibi eğleniyor, onun istediklerinin benzerlerini istiyormuş.

Kırmızı başlıklı kızın hayatı daha çok uzunmuş, ve bu uzun hayatı her içini ürperttiğinde biliyormuş ki, bu ülkede edindiği arkadaşları hep yanında olacakmış. Çünkü kalbini yıldızlara her açtığında, arkadaşlarıyla paylaştığında onun yanında olanlar ne zaman yıldızlara baksalar, onun parçalarını bulacaklarmış. Ne kadar zaman geçerse geçsin, hangi ülkeye giderlerse gitsinler, arkadaşlarının her zaman kalbinde, yanında olduğunu bilecekmiş. Yıldızlara baktığında, o yıldızları, arkadaşlarını tanıyacakmış.

Günün birinde kırmızı başlıklı kız, çörek yapmış. Bunları güzel bir sepete koymuş ve her zamanki gibi yola koyulmuş. Anneannesine götürmeyeceğini bildiğimiz KBK (kırmızı başlıklı kız) bu çörekleri arkadaşlarıyla yiyormuş. Sırf çörek değil, iki bıra, bir votka, ve de çok aç arkadaşı için bir big king xxl menü üle olağan toplantılar yapıyorlar, buğulu ülkenin yıldızlarının birer parçası oluyorlarmış.

Derken yolda bir kurt onu görmüş.

“Küçük kırmızı başlıklı kız, nereye gidiyorsun?” demiş.
“Arkadaşlarıma gidiyorum” demiş, bizim saf ve küçük kırmızı başlıklı kızımız.
“Öyle mi” demiş. ” Benimle gelsene, sana çok güzel bir ülke göstereceğim. ” demiş

ve küçük kırmızı başlıklı kızı alarak onu bambaşka bir evrene sokmuş.

Kırmızı başlıklı kız bu evreni çok beğenmiş. Her şey süpermiş, istediği her şeyi kolaylıkla yapabiliyor, istediği mekana uçarak gidiyor, ellerinden alevler çıkartıyormuş. git gide bu evrenin bir parçası olmuş. Her zaman istediği, aradığı her şey buradaymış.

Derken

“Kurt kardeş, artık eve dönmeliyim beni beklerler geç oldu” demiş ve eve dönmüş.

Ertesigün tekrar sepetini hazırlamış ve arkadaşlarına giderken, yine aynı Kurt önüne çıkmış.

“Bana mı geliyordun sevimli küçük başlıklı kız” demiş Kurt.

“Aslında arkadaşlarıma gidiyordum, ama sana geleyim” demiş kızımız ve yine Kurt’un güzel evreninde çok güzel zaman geçirmiş.

Günler geçiyor, kırmızı başlıklı kız kurt ile daha çok görüşüyormuş. kurt’un evrenine giderek, zaman geçiriyormuş.

gün gelmiş, kırmızı başlıklı kız artık Kurt’un evreninden çıkmamaya başlamış. Burada herşey varmış, daha da güzeli kurt diğer arkadaşlarını da bu evrene çağarmış. hep beraber mutlu mutlu yaşıyorlarmış.

Bir gün, Kırmızı başlıklı kız evinden çıkmış ve yine Kurt’un evrenine gitmek üzere hazırlanmış.

Yürümeye başlamış, birden bire acele ettiğini farketmiş. Hatta, küçük kırmızı başlıklı kız koşuyormuş…

..
..

“Neden koşturuyorum” demiş kendi kendine. Acelem niye? ve ellerine bakmış. Elinde sepeti yokmuş ! Evden her çıktığında arkadaşları için hazırladığı sepetini yanına almamış. Ne çörek varmış, ne de Big King xxl menü. İşin inginci de bunun hiç farkında bile değilmiş.

Bir anda dank etmiş,,

“Acaba ne zamandır ben sepetimi almıyorum” demiş. Hatırlayamamış. “Peki arkadaşlarım şu an neredeler” demiş. Onu da bilememiş.

Çok endişelenmiş. Meraktan elleri titremeye başlamış. Korkuyormuş, içi üşüyormuş. Hiç bu kadar garip hissetmemiş. sepetinin nerede olduğunu, ne zamandır sepetsiz dolaştığını, arkadaşlarının nerede olduğunu bilmiyormuş.

birden aklına gelmiş, “Evet yaşasın” demiş. ” Onları bulmak istiyorsam yıldızlara bakmam yeterli! ”

Küçük kırmızı başlıklı kız, yıldızlara baktığında her zaman arkadaşlarını bulacağını, onların kalbinin parçalarını göreceğini biliyormuş.

Kafasını yıldızlara çevirmiş ve..
.
.

Ve birden ağlamaya başlamış.

“Yıldızlar… Hayır.. Yıldızlar neredeler? Hiçbirşey göremiyorum.. ” demiş.

Hüngür hüngür ağlıyormuş başlamış. Birden tek duyduğu şeyin kendi hıçkırıkları olduğunu farketmiş.

Etrafta kimse yokmuş. Nerede olduğunu, nereye gittiğini bilmiyormuş. Acaba ne zamandır kurt’un evrenine gidiyormuş. Yıldızlara ne olmuş ? Öyle üşüyormuş ki, hiç bu kadar yalnız hissetmemiş. Kurt neredeymiş? Kurt’un evrenine giderek acısından, korkusundan kurtulmak istiyormuş. Ama kurt ortalıkta yokmuş

Arkasına bakmış.

Ve o an farketmiş ki, o kurt’un evrenindeyken, onunla kalbini paylaşmak isteyen, kalbini yıldızlara açan bütün arkadaşları yalnız kalmış. Kurt’un evreninde ne yıldızlar gerçekmiş, ne de açılan kapler. Onun ilgisine, arkadaşlığına mutaç birüsürü kalp yanlız kalmış. arkadaşlarının birçoğunun kırık kalplerini görememiş. Dertlerini dinleyememiş. Gittiklerini görememiş. Onun görmesi için yıldızlara açılan küçücük kalpler birsürü parçaya bölünmüşler ve sonsuzlukta yok olmuşlar. Şimdi yıldızlara baktığında, tek görebildiği boşlukmuş.

“Peki ya buğulu ülke?”
demiş.

Buğulu ülkede artık yıldızları göremiyor, kuşları duyamıyor, ezgiyi bilmiyormuş. Senelerce gelmek için hayal kurduğu buğulu ülkeye geldikten sonra, bu ülkeye gelebilmek için onca şey feda ettikten sonra, o ülkeyi unutmuş. ne zamandır unuttuğunu, o yokken neler geçtiğini, artık nerede olduğunu bilemiyormuş. Ülkenin güzel denizini, kokusunu, balık tutan insanlarını hatırlayamıyormuş.

O sırada köşede bir surat görmüş.

“Hey ” demiş…

“Hey sen!!”

Köşede gördüğü kişi Kurt’muş. saklandığı köşeden sırıtarak çıkmış..

Hiçbirşey söylemeden küçük kırmızı başlıklı kızın gözlerine bakmış.

Ve Küçük kırmızı başlığın son gördüğü şey şu olmuş:

“You have been disconnected”


Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s