Sorgulama Dürtüsü ve Dil.

Orwell, 1984 isimli meşur kitabında dil konusunda ilginç çıkarımlar yapmıştı. Kitapta, ülkeyi yöneten “parti”, baskıcı ve kontrolcü bir sistem kurarak, insanları belleksiz, geçmişi hatırlamayan, sadece kendisi gibi düşünen ve en önemlisi sorgulamayı bilmeyen güçsüz varlıklara dönüştürüyordu. Durmadan “geçmiş”i ve geçmişe ait kaynakları değiştirerek, söylediği herşeyi, her zaman doğruymuş gibi gösteriyor ve insanlara da bunu kabul ettirtiyordu.

Dil konusu ise, belki de kitapla ilgili en ilginç noktalardan birisiydi. Dil konusunu ilginç yapan hadise, zamanında bir bilimkurgu kitabı olan 1984de geçen bu konunun günümüzde bir nebze gerçeklik payı olması ve özellikle günümüz Türkiye siyasetçierinde izlerini görebileceğimiz bir gerçeği anlatması.

Kendisine bağlı tüm insanları TV benzeri bir sistemle izleyen ve tüm hareketleri takip eden “parti”,. insanları kontrol ediyor ve partiyle ilgili herhangi bir zıt düşünceyi, daha insanların aklına gelir gelmez “düşünce polisleri” tarafından yakalıyordu. Yakalananlar uzun bir işkence/ikna seansına sokuluyor, çoğu tamamen ortadan kaldırılıyor, bir kısmı ise birkaç seneliğine serbest bırakılıyordu.

Parti, insanları teker teker yakalamanın zorluğunu anlamış olacaktı ki, daha büyük bir planı yavaşça işliyordu. Parti, varolan dili değiştirerek “yenikonuş” isminde bir dil ortaya çıkartmaya çalışıyordu. Fikir basitti, insan konuştuğu biçimde düşünür! Eğer parti, sözcüklerle oynayarak dili yeterince basitleştirebilirse, insanları istediği gibi düşünmeye yöneltebilirdi. Kısacası, basit bir dil, daha basit düşüncelere, basit düşünceler ise daha az düşünen ve daha az sorgulayan insanlara dönüşecekti. Orwell”ın anlatımında, sisteme karşı olabilecek tüm sözcükler çıkartılmış ve örneğin “iyi” kelmiesi varken “müthiş” e gerek duyulmamaktaydı. Çünkü müthiş, inanılmaz vs… gibi kelimeler dili daha derin ve düşünceleri daha anlamlı yapıyordu. Müthiş yerine “artı iyi” veya kötü yerine “iyi değil” yeterli olacaktı.

Özgürlük sorgulayabilmekle ve derin düşünmekle bağlantılıdır. Düşünce özgürlüğü, öncelikle insanın beynini serbest bırakır çünkü beyin, konuştukça, tartıştıkça ve kendini ifade edebildikçe üretir. Dil de, bu tartışma ve ifade etmenin aracı. Yani, insan kendi diliyle, kendi dilini kullandığı kadar düşünüyor. Orwell, kitabının dışında bir insan olarak da aynı biçimde düşünüyordu. Ona göre dili iyi kullanan siyasetçiler özgürlüğe değer veren, insanları düşünmeye itenlerdi. Az, tartışmadan kaçarak, emir vererek konuşanlar ise, insanları sorgulamamaya ve dediklerini düşünmeden kabul ettirtmeye çalışanlardı.

Şu aralar en sıcak konulardan birisi olan düşünce özgürlüğüne tam olarak girmek istemiyorum ama ortada türban gibi sembolik konulardan daha derin sorunlar olduğunu hissetmek çok olası. Sorgulamayı seven ve genelde konular hakkında tek taraflı düşünceleri olmayan benim gibi kişilerin kafası karışık. En azından benim öyle. Ak partinin ve tayyip erdoğanın, belki de daha önce dikkat etmediğim için farkına varmadığım bir çok siyasetçinin düşünceleri, söylemleri ve halka seslenişleri o kadar basit ve tek yönlü ki, aklıma 1984 gelmeden edemiyorum.

Halkın anlama kapasitesini onlara hitap şeklinin basitliğine mazeret göstermek olası. Ancak, halkla iletişim kurabilmek için illa çok karışık, entel bir dil kullanmak gerekmiyor. Onları düşünmeye itecek, kelimelerin altındaki anlamları sorgulatacak ve beyinlerini serbest bırakacak söylemleri arzuluyorum, boş laf kalabalığını değil. Bir liderin, konuşarak karşısındakilerin öfkelerini değil, beyinlerini serbest bırakmasını istiyorum. Dinlediğim zaman etkilendiğim, bazı konularda farklı düşünmeye başladığım, değiştiğim ve tekrar dinlemek istediğim liderler istiyorum.

Liderlik ve hitap yeteneği gibi konularda eğitim verenler genellikle insanlarla basit konuşmayı, onlara kendini iyi ifade edebilmeyi ve sözcüklerle onları harekete geçirebilmeyi öğütlüyor. Reklam sektörüne bir sure girmiş birisi olarak sektörde de bu gerçekleri görüyordum. Kısıtlı alanda, minimum sözcükle, karşıdaki insanın dikkatini çekerek ona bir duyguyu aşılamaya çalışmak reklamcılığın ana uğraşlarından birisiydi.

Ancak duygu, gelip geçici ve çoğu zaman sorgulamayı unutturucu bir olgu değil mi?. Reklamcılar bunu istiyor çünkü müşterinin sorgulamadan ürünlerini tercih etmelerini hedefliyorlar. Siyasetçiler de bunu istiyor çünkü karşılarına aldıkları halkı gaza getirerek kendilerine oy verdirtmek istiyorlar.

Peki bizi kim düşünmeye itebilir. Beynimizin içine sözcüklerle girerek gerekli yerlerı kim gıdıklayabilir. Bizi duygular ve hislerle geçici hareketlere değil, mantık ve düşünce ile, sorgulayarak gerçeklere kim ulaştırabilir?

Türkiye`de varolan eğitim sistemi ve siyaset yapısının bunu yapmadığı ortada.

Marthin Luther king gibi, özgürlük ve düşünce yapısına önem veren liderler bu konularda sayılı örnekleri oluşturuyor. “I have a dream” isimli konuşması buna bir örnek. İçten, zekice hazırlanmış, kesinlikle basit olmayan, dili iyi kullanan ve hem mantığa hem duyguya hitap eden bir konuşma. Bir de sonra günümüz Türkiye siyasetçilerinin güncel söylemlerine bakın.

Son siyasi seçimlerde siyasetçileri dinlediğim zaman üzüldüm. Çünkü iki ana rakip olan Tayyip erdoğan ve Deniz baykal, benim duymak istediğim gibi konuşmuyordu. Erdoğan, basit, düz, yüzeysel konuşmalarla, Deniz Baykal ise, kendisine Erdoğanı hedef seçerek konuşuyordu. Ben oy vermedim, çünkü kime vereceğimi bilemedim.İki lider de, karşılarındakileri daha dar düşündürmeye ve kendi yollarına çekmeye çalışıyordu. Erdoğanın hala tüm söylemlerini duyduğumda, olabildiğince yüzeysel olarak, insanları daha az sorgulayan insanlar olmaya yönelttiğini hissediyorum. Tayyip bu konuda nasıl konuşacağını iyi biliyor. Büyük birader (1984 deki parti lideri) gibi, insanları daha az düşünen hale getiriyor. Bu yazıyı Tayyip`in söylemleri ve tarzıyla büyük birader`in ne kadar benzeştiği haline getirmek çok kolay ama acaba sadece tayyip mi böyle? Yoksa bu yıllardır süre gelen bir döngü mü?

Çok değerli yazarlar ve bilim insanları da zaman zaman siyasete soyunuyorlar. Televizyona, şuraya buraya çıkarak birşeyler söylüyorlar. Ancak olmuyor. Her ne kadar söyledikleri ve hazırladıkları konuşmalar değerli olsa da, onlarda da hitap yeteneği eksik oluyor. Kimse dinlemiyor, kimse anlamıyor.

Kısacası insanların nasıl konuştuklarına, hitap ettikleri kişileri nasıl etkilemeye çalıştıklarına dikkat ediyorum. Bu dikkat ettiğim şeyler bana o insanlar hakkında ipucu veriyor.

Ben ortada bir insanım. Tam bir siyasi görüşüm, tam bir köşem yok, olamıyor. Herkese hak verdiğim ve kimseye hak vermediğim bir çok nokta oluyor. Türban yasağı kalksın diyorlar, kalkmasın diyemiyorum. Türban açık fikre zarar verir diyorlar, hayır vermez diyemiyorum. İnsanlar hakettiği şekilde yönetilir diyorlar, hayır diyemiyorum. Çoğu konuda tam karar veremiyorum. Ama tek bir konuda emin olabiliyorum. Ben düşünüyorum, sorguluyorum. Kimseye bağlı değilim, belki de hiç bir ülkenin vatandaşı, hiç bir takımın taraftarı değilim. Herhangi bir oluşuma üye değilim, toplantılarda abuk subuk oyunları alkışlamıyorum, küçük yöneticilik oyunları oynamıyorum. Ben basit, anlamsiz, sadece gaza getirmek için konuşan siyasetçileri dinleyip bir anda bağarıp çağaramıyorum. Ben, laiklik elden gidiyor mitinglerine katıldığım zaman bile, atılan bazı sloganları eleştiriyorum. Hepsine bağıramıyorum çünkü düşünüp sorguluyorum. Otobüse çıkıp “savaş kötüdüür” diyen abuk ünlülere “hobareey kahrolsun AKP ” diyemiyorum. Ama diyorum, peki ya bu? Peki şu?

Her şey kafamın içinde ve ben kafamın içindekiyim. Ne giydiğim ceket, ne de üye olduğum bir topluluk değilim. Benim kafamın içindekine katkıda bulunabilecek, yani bana değer katacak birileri elbet olacak. Ben büyükbirader`I değil, kendi beynimi istiyorum. 1984`deki 2 dakikalık öfke seanslarına giremiyorum, kafa kesip futbol oynayamıyorum, Ben basit konuşan siyasetcileri degil, düşünen ve söyledikleriyle düşündüren ınsanlar istiyorum.

Bir diğer yandan da bazı gerçekleri hatırlıyorum. Bazen insanların güdülmesi gerekliliği ve hızlı hareket edilmesi gereken zamanlarda insanları konuşarak ikna etmenin mümkün olmadığını gören liderlerin zorlayıcı tavırları. Ve bunların işe yaraması. Acaba yine de denemek, alınan kararların nedenlerini açıklamak bir sonuç getirir miydi?

İşte dediğim gibi bilemiyorum. Yüzeysel olmadan siyasetçi olmanın olabilirliğini göremiyorum. Benim istediğim gibi yapmanın genele yaramayacağını içten içe hissediyorum.

Dedım ya, aklım karışık benim. Ne okuduklarım ne gördüklerim gerçek mi bilemiyorum.

edit: Fatih yorum yazmis, buraya koymak istedim.. ( http://fablamaca.blogspot.com )

fab says:

daha bugün, 3-4 saat önce tayyip’in il başkanlarına yaptığı parti konuşmasını izledim tvde ve şimdi bu yazıyı okuyorum…

benim de kafam karışık! (gözümün önüne koca bir salon dolusu ben, hepsi de tek tek, arka arkaya ayağa fırlayıp “BENİM DE! BENİM DE!” dedikleri gözümün önüne geliyor…)

ne diyor bakalım bu sefer diyerek oturdum dinledim adamı. hitabeti güçlü. konuşurken insanları etkiliyor. ama dediğin gibi. yüzeysel. çok fazla düşünmene izin vermiyor. ayrıntı vermiyor. “ekonomi mi? hallettik onu, enflasyon düşmedi mi bak.” diyor. bi an kalıyorsun, “evet lan, hala ekonomik kriz olmadı” diyorsun. o an hani belge, hani kanıt diyemiyor sanki kimse?

kime inanacağını bilemiyorsun bu ortamda. belki de biz yanlış taraftayızdır belki, bilemiyorum. o mevzu bahis değil benim için. ben kanıt isterim. biri gelsin, kanıtlasın bana durduğum yerin yanlış olduğunu, o dakka bırakırım orayı. ama inanabileceğim kimse yok. kimse bununla ilgilenmiyor zaten. ben de oy vermedim. çünkü bunun sadece “vermek”le alakalı bişi olmadığına inanıyorum. bunun için inanmak gerektiğine inanıyorum. ama ben inanabileceğim bir “adam” göremiyorum!

demokratiksek, bizimle aynı fikirde olmayanları da dinlemek inancımızın temeli. o yüzden onları da dinliyorum. bişi göremiorum. bizimkilerde hiç bişi göremiorum.

ben çok optimist bi insanım. ama ben bile geleceği seçemiyorum…

4 thoughts on “Sorgulama Dürtüsü ve Dil.

  1. filmi çıkınca izledin di mi tv’de 1984’ü. gidip dividisini bile almaya üşenmişindir kesin bırak kitabını okumayı🙂 latte liberal seni..

  2. daha bugün, 3-4 saat önce tayyip’in il başkanlarına yaptığı parti konuşmasını izledim tvde ve şimdi bu yazıyı okuyorum…

    benim de kafam karışık! (gözümün önüne koca bir salon dolusu ben, hepsi de tek tek, arka arkaya ayağa fırlayıp “BENİM DE! BENİM DE!” dedikleri gözümün önüne geliyor…)

    ne diyor bakalım bu sefer diyerek oturdum dinledim adamı. hitabeti güçlü. konuşurken insanları etkiliyor. ama dediğin gibi. yüzeysel. çok fazla düşünmene izin vermiyor. ayrıntı vermiyor. “ekonomi mi? hallettik onu, enflasyon düşmedi mi bak.” diyor. bi an kalıyorsun, “evet lan, hala ekonomik kriz olmadı” diyorsun. o an hani belge, hani kanıt diyemiyor sanki kimse?

    kime inanacağını bilemiyorsun bu ortamda. belki de biz yanlış taraftayızdır belki, bilemiyorum. o mevzu bahis değil benim için. ben kanıt isterim. biri gelsin, kanıtlasın bana durduğum yerin yanlış olduğunu, o dakka bırakırım orayı. ama inanabileceğim kimse yok. kimse bununla ilgilenmiyor zaten. ben de oy vermedim. çünkü bunun sadece “vermek”le alakalı bişi olmadığına inanıyorum. bunun için inanmak gerektiğine inanıyorum. ama ben inanabileceğim bir “adam” göremiyorum!

    demokratiksek, bizimle aynı fikirde olmayanları da dinlemek inancımızın temeli. o yüzden onları da dinliyorum. bişi göremiorum. bizimkilerde hiç bişi göremiorum.

    ben çok optimist bi insanım. ama ben bile geleceği seçemiyorum…

  3. Arkadas sen iyi guzel yaziyorsun da, insanlara da bunu duyurmak aydinlatmak egitim vs vs lazim.
    Neyse lafi uzatmayim, amac kendini ifade etmekse tebrikler moktarim. Yok kitleleri etkileyim, dusunce yapisini degistireyim diyorsan, o yol galiba baya uzun ve cetrefilli.
    Sevgiler…
    :ond (aka reaper)

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s