Mehmet

Merhaba,

Bugün benim doğum günüm, 31 yaşına girdim.

Geçen sene Mehmet, doğum günüm için bana sürpriz bir kutlama organize etti. Ertesi gün, beraber son bir yemek yedik, ve sabaha karşı intihar etti.

Hem karakterine hayran olduğum bir arkadaşımın, hem de aynı ofiste beraber çalıştığım iş arkadaşımın böylesine mutsuz olduğuyla ve intihar edeceğiyle ilgili en ufak bir bilgim yoktu.

Mehmet arkasında herkesin konuştuğu, benim ise aylar boyunca izlemeye cesaret edemediğim bir intihar notu bıraktı. Biraz önce bu notu ikinci defa izledim. Bırakmış olduğum sigarayı son bir defa, ‘Every time we say goodbye’ şarkısını dinleyerek Mehmet ile karşılıklı içtik.

Bu bir sene, benim için kayıp, boktan ve kendimi sorguladığım bir yıl olarak geçti. En sık sorduğum soru ise ‘Ben nasıl fark edemedim?’ idi. ‘Ben fark etmeliydim, fark ederdim. Fark etseydim, durumu değiştirebilirdim…’ Bu cümleleri ahmakça ve bencilce kendi kendime tekrarladığım bir yıl. Oysa Mehmet, gayet kafası rahat bir şekilde, kimseyi takmadan, ben gidiyorum demişti.

İntihar notunun ardından neredeyse herkes yazdı, çizdi ve konuştu. Ben ve onu tanıyan bir çok arkadaşı ise, hiçbir şey söyleyemedik.

Bir diğer yandan, sanıyorum insan beyni kendini korumak için anılarını silmeye çalışıyor. Mehmet ile ilgili bazı detayları, hatırları unutmaya başladığımı fark ediyorum.

Doğum günümü, kendime bir hediye olarak Mehmet ile ilgili hatırlayabildiğim bazı anıları ve intihar sonrasındaki olay ve düşüncelerimi yazmak için tek başıma geçirmeye karar verdim. Mehmet’in ailesinden, arkadaşlarından ve iş arkadaşlarından özür dileyerek, açıkça hatırladıklarımı yazacağım. Günün birinde belki de yazdıklarım birilerine veya bana faydalı olur diye düşünüyorum. Bir senedir o veya bu şekilde takılı olduğum bu konuyu, içimdekileri tüm açıklığıyla yazarak biraz da kapatmak istiyorum. Bunları yazarken, Mehmet ile, aramızdan ayrılmadan sadece 10 ay önce tanıştığımızı ve 4.5 aydır bizde çalıştığını söylemem gerekiyor. Yazdığım bazı şeylerde haddimi aşıyor olabilirim.

Yazıyı Mehmet ve Sorgulama diye iki bölümde bulabilirsiniz. Sorgulama bölümünde hem bir arkadaş, hem de bir işveren olarak hissettiklerimi ve yaptıklarımı yazıyorum. Kimsenin başına gelmemesini umduğum böyle bir olayın önceden anlaşılabilmesi mümkün mü halen bilmiyorum, ancak sonrasında kişinin hem kendi hem de sorumlu olduğu arkadaşları için bir şeyler yapması ve kaçınılmaz olarak kendisiyle yüzleşmesi gerekiyor. Benim yaptıklarım ve yapamadıklarım ile, içinden geçtiğim psikolojiyi elimden geldiğince yazıya dökerek, doğum günümde hem kendime not düşüyor ve olabildiğince kapıyorum, hem de bu konu üzerinde düşünmek isteyenler için ortaya bir şeyler koyuyorum.

Mehmet 

Mehmet ile 10 Ocak 2014 de tanıştık. Endeavor’un tanışmamızı tavsiye ettiğini söylediği e-maili ile hayatıma girmiş oldu. Kendisi teknopark da bir girişim üzerinde çalışıyordu. Heyecanlı biçimde karşılıklı olarak neler yaptığımızı, nerelerde takıldığımızı, neler yapmak istediğimizi konuşmaya başladık. Mehmet ile tanıştığınız ilk anda, bazı insanlara garip gelebilecek bir samimiyet hissediyorsunuz. Söyledikleri ve söylemedikleri ile, her şekilde kibar ince ve iyi niyetli bir insan olduğunu farkediyorsunuz. Canını sıkan, ona zarar veren olayları bile anlatırken, kimseye kötü söz söylemeden olayı özetliyor. Hani videosunda, son damlayı dökenler suçlu değildir diyor ya, işte o ince karakteri anında anlıyorsunuz. Ancak bir yandan da, aslında sıkıntılarını içine attığını hissedebiliyorsunuz.

İş ve girişimcilik dünyasındaki yoğun samimiyetsizlik ortamı içerisinde, Mehmet gibi farklı biri ile tanıştığım zaman yaşadığım mutluluğu halen hatırlıyorum. Bir süredir bir çok etkinliğe, insanların gereksiz tavırları nedeniyle gitmeyen ve bu nedenle yeni kişilerle tanışmaktan fazla keyif almayan birisi olarak, Mehmet’i tanıdığımda, kişiliği nedeniyle bana sektör ile ilgili umut verdiğini hissetmiştim.

Dönüp baktığımda o ilk anda hissettirdiği iyiliğin arkasını doldurabilen bir kişi olduğunu görüyorum Mehmet’in. Ancak bunu yaparken, ben iyiyim diye bağırmadan yapanlardan. Hani boş sokakta yerde gördüğü çöpü çöp kutusuna atan insanlar vardır ya, veya arabayla yağmurda yanınızdan geçerken su birikintisine gelince siz ıslanmayın diye yavaşlayan insanlar. İşte Mehmet öyle birisiydi, takdir alması gerekmeden iyilik yapabilen birisi.

Mehmet egolarını yok etmiş, insanlar yerine fikirleri konuşan bir insandı. Ben yaptım, harikalar yarattım demek yerine, kendi başarılarını ekibine bahşeden, yaptıkları ve yapamadıklarını net bir şekilde önünüze koyan birisiydi. Toplumun öğrettikleri ve kendini koruma içgüdüleri yerine, kendi doğru bildikleriyle yaşayan birisi olduğu ilk anda belli oluyordu. İdealleri vardı, kendini yetiştirmişti, karakterini oluşturmuştu. Açık ve samimi olmanın, doğruları söylemenin önemini biliyordu, bunun ona zarar verip vermeyeceği çok da önemli değildi. Benzer şekilde düşünen birisi olarak, Mehmet i gerçekten ilk gördüğüm andan itibaren bir insan olarak çok sevmiştim. Kibarlığı ve inceliğiyle, karakterini benden daha gelişmiş bulmuştum. Zeki yorumları ve entelektüel birikimiyle, bunların hepsinin bir insanda nasıl birleşebileceğini düşünmüştüm. Yıllar içerisinde bunların hepsini bir arada tutabilmek bence çok zor bir meziyetti. Mesela ben, bir kısım karakter özelliklerimi zaman içerisinde bırakmak zorunda kalmıştım. Kendimi daha basit düşünen, derin sohbetlere girmekten kaçan düz bir insan olarak tutmak için uğraşmıştım. Öbür türlü derin düşüncelerin içinde boğulan ve mutsuzlukla yüzleşen birisi oluyordum.

Bir süre sonra tekrar buluştuk. Kendi girişiminden biraz üzgün ve kırgın biçimde ayrıldığını öğrendim. Daha önce benzer durumları yaşamış birisi olarak ne hissettiğini anlayabiliyordum. Karşılıklı sigara içerken, ‘peki ne yapmak istiyorsun’ diye sorduğumda ‘insanların hayatlarını değiştirecek faydalı işler ve ürünler ortaya çıkarmak istiyorum’ demişti.

Burası önemli.

Çünkü yıllardır ben de bu soruyu her kendime sorduğumda aynı cevabı veriyorum.

Burası önemli çünkü bu yorucu bir hedef.

Bir insanın başkalarının hayatını değiştirecek bir şey üretmek istemesi ulvi bir amaç. Ancak neredeyse tatmin etmesi mümkün olmayacak bir hedef. Denenen binlerce fikir ve üründen sadece birkaçının gerçekten insanların hayatında pozitif bir etki yaptığı dünyada, kendinize yılmadan çabalamanız gereken yıpratıcı bir yol çiziyorsunuz. Çok para kazansanız da tatmin olmayabileceğiniz bir yol.

Bu konuşmanın üzerine Mehmet Haziran ayında bizimle çalışmaya başladı. Kısa sürede hem arkadaşım, hem de Convertale ürünümüzü tamamen kendisine teslim ettiğim bir iş arkadaşım olmuştu.

Mehmet’in ilk iş gününe denk gelen bir videomuz var. Bize iş başvurusunda bulunan bir arkadaş için esprili bir video hazırlarken, o an ofiste olan Mehmet, küçük bir rol kaparak bize ne kadar eğlenceli bir kişi olabileceğinin ilk ipuçlarını vermişti

Daha sonra bu yeteneğinin ne kadar iyi olduğunu, işe yeni başlayan Müge’yi trollemek için yaptığımız şaka sırasında fark edecektik. Aşağıdaki videoyu hazırlarken, konuşulacak konulardan ekibin organize edilmesine kadar Mehmet tek başına şov yapmıştı. Hem videoyu çekerken, hem de çekim önceki hazırlıklarda, Mehmet’in hazırladıklarına saatlerce güldüğümüzü, gözlerimizden yaşlar geldiğini hatırlıyorum. Videoyu editlediğim 2 gece boyunca, Mehmet’in her türlü mimiğini ve tiyatral yeteneğini görüp, her seferinde hayran olduğumu hatırlıyorum.

Hatta Mehmet’in ilk kendi başına müşteri ziyareti sonrasında, Hakan Baş’ın Mehmet hakkında ‘Bayıldık, Uğur Dündar gibi herif!’dediğini hatırlıyorum. İçimden ‘Böyle bir insanla çalışabilmek gerçekten büyük şans’ demiştim. Ne yazık ki Hakan ile bir sonraki mailleşmemiz taziye mesajı olmuştu.

Sırf ben ve müşterilerimiz değil, beraber çalıştığı tüm ekip Mehmet’i şaşkınlıkla izliyordu. Daha sonra taziye notunda yazdığım gibi, Mehmet’in bizimle geçirdiği zaman, bize verdiği bir hediye gibiydi. Aynı şekilde Mehmet’de defalarca bizimle çalışmaktan ne kadar mutlu olduğunu, çalışabileceği en iyi ekibi bulduğunu dile getiriyordu. İntiharından önceki gece, doğum günümde ekip için kadeh kaldırıp, Türkiye’deki beraber çalışması en iyi ekip için kaldırıyorum derken, bize veda edeceğini biliyor muydu diye ara ara düşünüyorum. Sorgulama bölümünde daha sonra değineceğim gibi, her ne kadar Mehmet böyle diyor olsa da, insan böyle bir olaydan sonra kendinden şüphelenmek için yer arıyor ve asla tam olarak emin olamıyor. Bir şekilde halen içimde bizimle mutlu olup olmadığıyla ilgili soru işaretleri oluyor.

Mehmet ile iş dışında da sık sık görüşüyorduk, beraber dışarıya çıkıyorduk.

İnanılmaz bir dans yeteneği ve kendine güveni vardı. Eğlenmek için dışarı çıktığımızda, Mehmet gerçekten eğleniyordu ve insanları eğlendiriyordu. İnsanların güzel vakit geçirmesinden keyif alan birisiydi. Sonradan öğrendiğimiz o mutsuz kişiliğini geri plana itip, keyifli ve mutlu olduğu anlarda bu mutluluğu etrafına saçan, gözleri parlayan, bu şekilde biraz mahcupluğunu, biraz da mutsuzluğunu gizleyen birisiydi.

Ağustos ayında, ofise yakın olduğu için oturduğum Çapa daki öğrenci evinden bozma evime su basmıştı. Mehmet’in iknası ile, Galata’da güzel bir eve çıktım. Bu vesileyle akşamları daha sık görüşmeye başlamıştık. O dönemler ask.fm diye bir internet sitesinde, insanların sorduğu sorulara cevap veriyordum. Bir süre sonra bu sorulara Mehmet ile birlikte cevap vermeye başladık. Mehmet’in cevaplarını beğenen insanlar, kendisine epey soru sormaya başladı. Kısa sürede, ‘Aşk Doktoru’ ismiyle Mehmet ilişkiler üzerine videolu cevaplar vermeye başlamıştı. İntiharından sonra Mehmet ile bu videolarımız defalarca çeşitli sitelerde paylaşılacak ve saçma sapan yüzlerce yorum alacaktı.

Bütün bunlara rağmen Mehmet ile ilişkimiz çok derin değildi. Birbirimize karşı çok derin konulara girmeye çekiniyorduk. Benim için Mehmet, yavaş okunacak, yaşanacak bir kitap gibiydi. Daha çok zamanımız olduğunu düşünüyordum. Açık açık konuşmadan, yaşayarak, zaman içinde birbirimizi çok iyi anlayacaktık. Mehmet’in ince kişiliğinin yanında ciddi bir derin sohbet insanı yatıyordu, ama dediğim gibi birbirimize karşı buna girmeye çekiniyorduk. Ben biraz içinde olabileceklerden korkuyordum da aslında. Biz, beraber çok iyi eğlenen, beraber iyi işler yapmak isteyen, bunlarla uğraşırken birbirimizi tanıyacak kişilerdik. Daha çok zamanımız var zannediyordum, yokmuş.

Biraz da can sıkıntıları…

Biraz can sıkıcı bölümlere gelmeye başladım. Buraya kadar Mehmet’in beni hayran bırakan özelliklerini anlattım.

Aslına bakarsanız, sonradan fark ettiğim birkaç özelliği vardı. Mehmet gece çıktığında eğlenmek için çabalıyordu. Bunun için uğraşıyordu. Mutlu olabilmek için hep bir arayış içerisindeydi. Düşününce, belki de o bize göstermediği üzgün Mehmet’i bastırmak için buna ihtiyacı vardı. O parlayan gözlerinin arkasında bir mutsuzluk, bir mahcupluk hissediliyordu. Gecenin sonunda evlere dağılırken, arkadaşlarının yanından mutsuz evine dönmeye korkan bir çocuk gibiydi. Sanıyorum evde yalnızlık ve sıkıntı vardı, Oysa dışarıda, kendisinden uzaktaydı.

Benzer şekilde, Mehmet’in iş performansı da gelgitler yaşıyordu. Muhteşem geçen bir toplantıdan sonra, sadece müşteriye son onay e-maili atması gerekirken, ortadan yok olduğu oluyordu.

Henüz çok yeni olduğu için durumu anlamaya çalışıyordum. İnanılmaz bir potansiyeli olmasına rağmen bunu tam olarak ortaya koyamıyordu. İşler, planladığımız gibi gitmiyordu.

Bu konuları konuşmak üzere, bir gün baş başa yemeğe çıktık. Yemekte bana biraz depresif bir ruh halinde olduğunu söyledi. Sebebi olarak 6 ay önce ayrıldığı eski kız arkadaşı için halen üzgün olduğunu anlattı. Bir önceki işinde yaşadığı ve onu hayata karşı bir miktar küstüren durum sebebiyle de motivasyonu gidip geliyordu. Kafasının bu konulara takılı olması sebebiyle işe de tam konsantre olamadığını, bu yüzden bize karşı mahçup hissettiğini söyledi. Çözüm olarak her şeyi bırakıp, dünya gezisine çıkmak istediğini anlattı.

Bu noktanın yine sorgulama bölümünde değineceğim ancak halen kafamı kurcalayan bir konuşma olduğunu belirtmek istiyorum.

Mehmet’e yaptığım konuşmayı hatırlıyorum. Büyük potansiyeli olduğunu, çok şeyler başarabileceğini, lakin gitmek istiyorsa gidebileceğini söyledim. Ancak böyle bir gidiş sonrasında, aklında hep bu maceranın yarım bırakılmış bir macera olarak kalabileceğinden endişelendiğimi söyledim. Kendimden örnek vererek, hedefi birşeyler üretmek olan kişilerin işleri başaramadan bırakınca boşluğa düşebildiğini ve takım arkadaşlarını ortada bıraktığı için üzülebileceğini söyledim. Tatile gitse bile aklının bu başarısızlıkta kalabileceğinden bahsettim. Bunun üzerine bir de ortağım ve CTO muz Barış ile yemek yedi.

Mehmet Barış’ın muhteşem sakin ve analitik düşünme gücünü çok beğenirdi. Ben bu görüşmenin olumsuz geçeceğini ve Mehmet’in gideceğini düşünüyordum. Barış’a telefonda, bugün olmasa da, birkaç ay sonra tekrar bu duruma gelebilir, Mehmet yorulmuş dedim. Konuşma sırasında  Barış ile Mehmet 2 aylık bir plan yaparak, ürünü nasıl daha iyi hale getireceklerini planlamışlardı.

Mehmet bu görüşmeden sonra bana gelerek, depresif halini üzerinden attığını, işleri rayına koyma konusunda heyecan duyduğunu ve yaptıkları planı hayata geçirmek için çok istekli olduğunu söyledi. Gözlerindeki parıltıyı görerek mutluluk içerisinde karşıladım.

Bu olaydan sonra Mehmet harika bir performans göstermeye başladı. Kendi ekibini çeşitli mekanlarda topluyor, ürünü tasarlıyor, hedefler koyuyor ve bunları takip ediyordu. İşler kısa sürece pozitif yöne dönmeye başlamıştı.

İşte Mehmet’in intihar’ı da işlerin iyiye gitmeye başladığı ve zor bölümün büyük kısmını atlattığı dönemde geldi. Belki de son işlerini toparlayıp öyle gitmek istedi. Çünkü sonradan öğrendiğimiz kadarıyla Mehmet uzun süredir intiharı düşünen ve bunu birkaç defa planlamış, kafasına koymuş birisiydi. uzun yıllardan gelen bazı durumlar vardı, çok şey yaşamıştı, çok şeye göğüs germişti. Kardeşinin ve yakın arkadaşının söylediğine göre bizde çok mutluydu ve bizimle çalışmaya başlaması ona iyi gelmişti ve hatta zaman kazandırmıştı.

Ancak halen düşünürüm, acaba Mehmet gitmek istiyorum dediğinde gerçekten tatile mi gidecekti? Yoksa İntiharını mı planlıyordu? Gerçekten tatile gidecek olsaydı ve gitmeye karar verseydi, sonuç farklı olur muydu?

Son günler ve İntihar

14 Ekim günü Mehmet arkadaşlarımı organize ederek evimde bana harika bir sürpriz bir doğum günü düzenledi. Gizlice ev anahtarımı alabilmek için ofiste kilo verme yarışması başlatmışlardı. Tartıya çıkarken ceplerimi boşaltacağımı bilerek, anahtarımı o anda başka bir anahtarla değiştirmişlerdi. Düzenlediği çok eğlenceli doğum günü kutlaması, benim dışındaki tüm arkadaşlarım için Mehmet’i gördükleri son yer oldu. Gecenin sonunda ortak arkadaşımız Elçin, bir anda bana ‘Mehmet ne kadar süper bir insan’ dedi. Ertesi gün, yani 15 ekimde çantası bende kaldığı için Mehmet ile yemekte buluştuk.

10007319_10152351485167595_5354550445502373368_o

İş güç konuşurken içimden bir an Mehmet’e ‘Lan sen ne süper bir insansın’ demek geldiyse de, biraz da yukarıda çekilmiş resmin etkisiyle ortamı bromance e çevirmemek için ‘Elçin sana süper dedi’ diye konuyu geçiştirdim. Kibarca ‘Sağolsun’ dedi. Hani derler ya, sevdiklerinize onları sevdiğinizi söyleyin, ne zaman son görüşmeniz olacağı belli olmaz diye. Sanırım öyle bir an olarak aklımda kalacak bir hatıra.

Yemek sırasında Mehmet’in keyfi gayet yerindeydi. Hatta pazartesi günü için çeşitli toplantılar organize etti. Birkaç saat sonra intihar edecek bir insan için ilginç bir hareket olarak aklımda kaldı.

Espriyle karışık, laf arasında Mehmet’e ’30 yaşımı göreceğimi düşünmüyordum, ilginç oldu’ dedim. Mehmet ise bu lafımın üzerine kafasını çevirip, ‘Benim için de o yaş 35’ demişti.

Mehmet 4 gün sonra 35 yaşına girecekti.

Bunu o anda hesaplamadım. Bilmiyordum, aklımın ucundan bile geçmedi.

Ancak bunu söylerken ki surat ifadesi, Mehmet intihar ettikten birkaç gün sonra şimşek gibi beynime çakıldı. Halen o surat ifadesini unutamıyorum. Nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama, sanki istemeden ipucu vermiş gibiydi. Birşey bilerek söylediği belliydi.

Birkaç dakika sonra, acilen bankaya gitmem gerektiğini hatırlayarak aceleyle hazırlanmaya başladım. Mehmet’e görüşürüz dediğimde ‘hmm peki o zaman, teşekkür ederim’ dedi. Bir an durakladım, söylemek istediği birşey mi var diye düşündüm, ancak acelem olduğu için devam ettim.

O gece, Mehmet’in baş rolde oynadığı Müge’ye şaka videomuzun trailerini facebook da paylaştım ve  sabaha karşı Mehmet bu videoyu beğendi.

16 Ekim sabahı, ofiste Müge ile beraber Amerikan konsolosluğundaydım. Şirketin kaderini belirleyecek önemli bir toplantı için Amerika’ya gitmem gerekiyordu ve pasaportum kaybolduğu için mutlaka bugün vize almam lazımdı. Ancak tüm işler ters gidiyor ve iki ayağımız bir pabuca girmişti. Müge’ye bugün her şey ters gidiyor dediğimi hatırlıyorum.

Tam konsolosluk sırasına girerken telefon çaldı. Mehmet ile ortak arkadaşımız Özgür Poyrazoğlu arıyordu.

Ö – Deniz, Mehmet ‘in videosunu gördün mü?

D – Hayır abi ne videosu?

Ö – Mehmet facebook da intihar notu adında bir video bırakmış.

D – Ne? Ne intiharı ya, şakadır o? (Mehmet e hiç yakıştıramamanın verdiği şapşallık)

Ö – Abi şakaysa da değilse de biz evine gidiyoruz, ev sahibine haber verdim, yakında oturuyor gidip bakacak.

D – Tamam abi , bana haber ver lütfen.

Telefonu kapıyorum.

Zaman yavaşlamaya başlıyor.

Konsolosluğa sokamadığım için telefonumu Müge ye vererek, konuşmayı anlatıyorum. Özür ararsa bana haber etmesini söyleyerek geç kaldığım konsolosluk kuyruğuna giriyorum.

Sırada beklerken ne olduğunu anlayamadığım bir şaşkınlık içerisindeyim. Ama bir yandan da, olmaz öyle şey, Mehmet mi, daha dün beraberdik, yok artık falan diyorum.

Uzaktan Mügenin bana çeşitli el hareketleriyle bir şeyler anlatmaya çalıştığını fark ediyorum. Ölmüş diyor, demeye çalışıyor. Üniversiteden yeni mezun, işe yeni başlamış bir kız, böyle bir mesajı bana nasıl vereceğini şaşırmış biçimde, şaşkın ve korkmuş gözlerle uzaktan anlatmaya çalışıyor. Sırayı bırakıp yanına gidiyorum, ölmüş diyor. Boş boş bakabiliyorum sadece, olamaz diyorum, yok artık diyorum. Çok saçma dediğimi hatırlıyorum. O sırada polis geliyor, burada duramazsın diyerek beni tekrar sıraya sokuyor, ne olduğunu anlamadan kendimi içeride buluyorum.

Elimde sıra kağıdı, sıra bekliyorum. Telefona izin vermedikleri için tamamen tek başımayım, demin aldığım mesaj üzerine şok içerisindeyim, gözlerim doluyor. Çıkmak istiyorum ama çıkarsam vizeyi alamayacağımı söylüyorlar. Bu şirket için felaket demek,  sıra hemen gelir diyorlar. Saçma bir şekilde olduğum yerde kalıyorum, çıksam yapacak hiçbir şeyim yok, mal gibi sırada bekliyorum. Müge’nin durumunu merak ediyorum. Dakikalar geçmiyor, gerçekten geçmiyor. Dışarı çıkamıyorum, telefon edemiyorum. Güvenlik ile görüşüyorum, ailevi bir sağlık problemi oldu diyorum, yapacak bir şey yok diyorlar. Ben o an orada değilim, başka bir boyuttayım. Etrafımdakileri, ne yaptıklarını farketmiyorum.

Sonunda çıktığımda Müge ile taksiye binip Mehmet’in evinin önüne gidiyoruz. Birkaç arkadaşı ile birlikte oradayız. Savcı geleceği için içeri sokmuyorlar.

Uzun bir bekleyiş, kameralar geliyor, gazeteciler geliyor. Arada ağlayan bir kadın görüyorum, Mehmet’in kardeşi diyorlar. Sonradan hayatımıza girecek Almıla ile böylece ilk kez karşılaşıyorum.

Aklımda bekleyiş ile ilgili birkaç garip sahne kalıyor. Mesela Mehmet’in uzaktan bir akrabası olduğunu öğrendiğim birisi, bana Mehmet’in ne iş yaptığını soruyor. Söylüyorum, ancak benimle çalıştığını söylemiyorum. ‘Mehmet bir türlü dikiş tutturamamıştı, tembeldi galiba’ gibi birşey söylüyor. Söylerken suratında beğenmeyen bir bakış. Sinirlerim bozuluyor.

Mehmet’in mevzu bahis kız arkadaşıyla karşılaşıyorum. Yabancı olduğu için İngilizce konuşuyoruz.

Ben hiç şaşırmadım diyor, uzun süredir planlıyordu. İlişkimizden sonra toparlayamadı dedi. Çok net, ve soğuk olarak.

Mehmet’in intiharından hemen önce kendisine bir mesaj attığından bahsediyor.

Birkaç gün sonra, Almıla ile sohbetlerimiz sırasında, aslında Mehmet’in çok eskilerden gelen ciddi sıkıntıları olduğunu öğreniyorum. Almıla’ya göre yıllardır yaşadıkları nedeniyle bunları çok iyi saklayabiliyordu .

Morg aracı kalktıktan ve saçma sapan birkaç gazeteciyle uğraştıktan sonra ofise doğru yol alıyorum.

Ofis ve Sorgulama

 Olay ofis içerisinde sabah saatlerinde farkedilmeye başlandı. Telegram grubumuzda çeşitli şaşkınlık mesajları ve sorular dönüyordu. Mehmet’in öldüğünü haber verme görevi bana aitti.

Ofise vardığımda topluca bir konuşma yaptık. Neler olduğunu, bir gün önce beraber olduğumuzu, keyfinin yerinde olduğunu anlattım. Herkesin ortak görüşü, böyle bir şeyi Mehmet’ten hiç ama hiç beklemedikleri oldu.

Yönetim ekibiyle birlikte ofisteki herkesin psikolojisiyle ilgili büyük endişe yaşamaya başladık. Zaten ilk olarak kendimiz de iyi bir durumda değildik. Sağolsun, psikolog bir arkadaşımız yola çıkmıştı. Ofise gelerek insanlarla konuşmaya başlamıştı. Bu biraz bizi rahatlatıyordu. Bize, intihar’ın ne olduğunu, kişinin kendi seçimi olduğunu anlatıyordu.

Mehmet’in beraber yakın çalıştığı genç bir arkadaşımız o gün evde çalışıyordu. Birge, bunun onu etkileyebileceğinden bahsetti. Arayıp ona da durumu anlatmaya başladım. Ofise gel, beraber olursak daha iyi olur demek isterken ilk kırılma anını yaşadım. Ağlamaya başladığım için, bir noktada sanırım o da beni teselli etmeye başlamıştı.

Diğer yandan olay gazete ve TV lere çıkmaya başlamıştı. İnsanlar doğru olmayan bilgilerle saçma yorumlar yazıyorlardı. Bir çok kişi, olayın ilk şokuyla, reklam yaptığımızı, aslında Mehmet’in ölmediğini iddia ediyordu. Olay kontrol edilemez bir noktadaydı ancak açıkçası çok da umrumuzda değildi.

Ancak Mehmet ile toplantı yapmış insanların da bu konuda büyük şok içerisinde olduklarını düşündüm. Mehmet’in kendisine hayran bırakan karakteri ile videosu birleşince onu tanıyan insanlar ister istemez etkileniyorlardı. Belki de iş hayatımda yazdığım en zor ve üzücü e-maili tüm müşterilerimize gönderdim.

Untitled

Bu arada, nasıl olduğunu anlamadığım şekilde arkadaşlarım organize olmaya başlamıştı. İlk olarak ofise, ofisle hiç alakası olmayan Deren geldi. Daha sonra da Elçin ile buluştuk. Sıralamayı şimdi tam hatırlamıyorum, ama bir şekilde insanlar beni yalnız bırakmamak için toplanıyorlardı.

Eve dönerken yanımda arkadaşlarım vardı, oysa ben sadece yalnız kalmak istiyordum. Yolda yürürken babam aradı.

Babam’ı çok severim, ama biraz da Mehmet ile ilişkim gibi, ağır konulara pek girmeyiz. Ayda yılda bir konuşuruz. Birbirimize çok benzediğimiz için, hayatlarımıza fazla girmekten hoşnut olmayız.

30 yaşında, 30 kişilik bir şirketin yöneticisi olarak, babamın telefonunu açtım. “Nasılsın?” dedi.

İkinci kırılmayı yaşadım.

30 yaşında bir adam olarak, “Ben nasıl anlayamadım? “ derken hüngür hüngür ağlamaya başladım. Arkadaşlarımdan uzaklaşmıştım. “Anlasam durumu değiştirebilirdim, ben çözebilirdim” diyordum. “Benim işim bu, benim olayım insanları anlamak. Ben nasıl anlayamadım” diyordum. Düşünüyordum ki, anlasaydım bir şekilde ikna ederdim.

Saatlerdir kendimi suçladığım konu,

Saatlerdir hissettiğim o sorumluluk. Sadece bir arkadaşını değil, bir çalışanını kaybetmenin verdiği o suçluluk ve ağır sorumluluk hissi.

Bir anda ilk defa beni gerçekten anlayabilecek birine sormuştum.

Babamın söylediklerini çok net hatırlıyorum. “İntihar etmeyecek olsa anlardın. O sana anlatmak istememiştir. İntihar etmeyi kafasına koymuş adam belli etmez. Belli edenler ihtihar etmez, yardım isterler”

Her ne kadar bu cevap o an beni biraz rahatlatmış olsa da, halen kafamdan atamadığım bir sorudur bu. Konuştuğum tüm kişiler, Mehmet’in kardeşi Almıla ve kız arkadaşı Şirin dahil. Mehmet’in intiharı çok uzun zamandir planaldığını, bizim yanımızda çok mutlu olduğunu, hatta bizim sayemizde Mehmet’in biraz daha zaman kazandığını söylüyordu. Onu ikna etme potansiyelim yüzünden özellikle bana belli etmediğini söylüyorlardı.

Ancak,

O an gelip çatınca, bu sözlerin pek önemi kalmıyor.

Hayatta kendinizi çok keyifli ve insanlara enerji veren bir insan zannedersiniz, arkadaşlarınızı ve çalışanlarınızı iyi anladığınızı zannedersiniz. Türkiye’deki en güzel şirket ortamını kurduğunuzu, insanların mutluluğuna ve başarısına yatırım yaptığınızı düşünürsünüz. Sonra hayat gelir, ağzınızın ortasına kürekle vurur. Hem de bunu Mehmet gibi, öyle ince, öyle kibarca yapar ki, hareketsiz ortada kalırsınız..

 

İşte bundan sonrası benim için böyleydi. Doğru bildiğim bir çok şeyi sorguladım.

Bir çok yeni korkum oluştu. Acaba benim bir hatam var mıydı? Acaba önceden anlayabilir miydim? Acaba daha çok dikkat etmeli miydim? Acaba ortamımız buna neden olmuş olabilir miydi? Ve en büyük korkum: Ofisten başka birisi daha böyle birşey düşünüyor ve ben farketmiyor olabilir miydim?

Bundan sonraki 3 günüm hiç uyumadan ve bunları düşünerek geçecekti.

Ancak bir diğer yandan, mücadele ediyordum. Ofisteki durumu, insanları düşünmem gerekiyordu. İnsanlar böyle durumlarda size bakıyorlar. Ben de, yönetim anlayışı olarak hep samimi ve düşüncelerimi söyleyerek insanları ikna eden birisi olarak, alışılagelmiş güçlü patron duruşu sergilemiyordum. Neyse ki Barış – Özay – Birge üçlüsü olarak, herkes bir ucundan tutarak birbirine destek oluyordu.

Ertesigün aklımda tek bir hedef vardı, insanların bu durumdan en az etkileneceği ve toparlayabileceği ne varsa hepsini yapmak. Önümüzdeki bir aylık süreçte kafamı tamamen bu konuyla meşgul edecek ve kendimi düşünmek yerine, Mehmet’in veda partisi, ofistekilerin durumu, yapılan çalışmaları, Mehmet’in ailesini gibi konulara odaklanacaktım. Kendimi düşünmek iyi gelmiyordu.

2. gün çeşitli uzmanlarla konuşmaya başlamıştım ve sonunda bir tavsiye üzerine Veritas psikiyatri isimli kliniğe giderek durumu anlattım. Ofise gelmelerini ve yapılabilecek her şeyi yapmalarını istedim.

Ben bunu isterken, konuştuğum pskyatrist 3 gündür uyumadığımı duyunca elime Xanax reçetesi tutuşturdu. Ayak üstü terapi görmüştüm sanıyorum. İlaç pek işe yaramadığı için birkaç gün sonra bıraktım.

3.günde, 2 profesör doktor ve bir psikolog olarak 3 kişilik ekip ofisimize gelerek toplu bir çalışma yaptılar. En temel çalışmada, bir kağıt üzerindeki iki paragrafı doldurmamızı istiyorlardı.

Şimdi tam hatırlamıyorum ama ilk paragraf “Mehmet sen gittiğinden an şunları düşündüm:” , ikincisi ise “Şunları hissettim” gibi basit bir template idi.

Bu yazılardan bazılarını, izin alarak isimsiz olarak okudular.

Hep esprisini yaptığımız duygusuz mühendisler olarak, hayatımda duyduğum en güzel, en mantıksal, en zekice, en duygusal ve en düşündürücü yazıları yazmıştık.

İşin korkuncu, okunanlar ile bana bu kadar uzak gelen intihar düşüncesinin, insanlar için ne kadar gerçek olabileceğini farketmiştim.

Bu çalışmanın ardından isteyen herkes, ofiste ihtiyaç duyduğu kadar destek alabilecek idi. Veritas da, çalışmanın sonuda özel olarak birkaç arkadaşımızı çağıracaktı.

Etik konular gereği, kimlerin bu desteği aldığını kendileri söylemediği sürece bilmedim. Ancak Veritas’dan tek bir bilgi istedim: Bizim neden olduğumuz veya düzeltmemiz gereken birşey varsa söyleyin. Bu olaydan 11 ay sonra, yani geçtiğimiz hafta ilk defa pskyatriste gittim ve bizimle ilgilenen doktoru seçtim. Kendimle ilgili konuşmaya başlamadan önce ilk sorduğum soru bu oldu. Bildiğim halde, yine de tekrar duymak istedim.

Burada biraz durmak ve kendimi eleştirmek istiyorum.

Mehmet’den önce intihar ve psikolojik sıkıntılar konularıyla ilgili ön yargılara sahiptim. Mantıklı ve saygı duyduğum bir insanın, karakterine hayran olabileceğim bir insanın ihtiyar edebileceği hiç olası gelmiyordu. Kendi cahilliğimde, böyle durumlar için düşüncem ‘doğal seleksiyon’ seviyesindeydi. Bence zeki insanlar kendi kendine mantıklı sonuçlara ulaşabilirdi. Bana bu kadar mantıksız ve uzak gelen intihar gibi bir durumun, çok saygı duyduğum birisi için mantıklı bir çıkış yolu olabileceği, insanların ciddi anlamda sıkıntılarıyla mücadele etmekten yorulabileceği son zamanlarda kabullenmeye başladığım bir olgu oldu.

Mehmet’in o kendinden emin anlatışı, kafaya koymuşluğu, gözlerindeki yorgunluğu, tanıdıkları ve ailesiyle konuşmalarım bu konudaki görüşlerimi değiştirmeye başladı. Küçük yaştan beri kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan ve ailesinin eğitim anlayışı ‘sokağa bırakıp bir tekme atalım, temeli sağlam kendi başının çaresine bakar’ olan birisi olarak, kendi psikolojik sıkıntılarımı bile şımarıklık olarak gören birisiydim. Yıllardır her düştüğümde kalkmış, mücadele vermiş, insanları bir şekilde peşinden sürüklemiş birisi olarak, yorgunluğun ne demek olduğunu anlamaya başladığım, biraz durup düşündüğüm bir döneme geldim.

Mehmet’in 5. Gününde, istememesine rağmen toprağa gömülmesinin ardından, çok sevdiği jaz müziği ve şarap eşliğinde bir boğaz turu düzenledik. Arkadaşları onun için şarkı söylediler, hatıra defterine yazılar yazdılar. Mehmet’in videosunda bahsettiği, arkadaşının bebeği dahi oradaydı.

Gazeteci arkadaşım Işıl, Vine’da Mehmet’e veda partisinin 6 saniyelik bir bölümünü yayınladı.

Ve bir linç kampanyası başladı. Şarapla, alkolle, içkiyle, ateist bir insanın vedasını yaptığımız için hakkımızda denmeyen kalmadı. Ekşi sözlük ve çeşitli sitelerde sayfalarca yazılar yazıldı.

Bu çok da şaşırdığımız bir durum olmadı. Mehmet’in intiharından sonraki 3 ay süre kadar, herkes Mehmet’i konuştu. Pozitif bir çok e-mail ve yorumun yanında, halkın can sıkıcı boyutta önemli bir bölümü “Cehennemde yanacaksınız” dan ileri gitmeyen yorumlarla beklendik tepkiler verdiler.

Olayın şokundaki insanlar için bu yorumlar biraz üzücüydü.

Yorumların merkezinde de ben vardım. Mehmet’le videolarımız çeşitli şekillerde editlenmiş, farklı sitelerde paylaşılmış ve sayfalarca yorum yazılmıştı.

Yozlaşmış dünyamız, boş ve yüzeysel ilişkilerimize dem vurulmuş, hatta bir çok defa “Benim de böyle akradaşlarım olsa ben de ihtiar ederdim” denmişti. Yüzeysel dostluklar içerisinde yalnız kalan hayatlar hissedilmişti.

Daha önce TV programı yapmış ve çocukluğundan beri internette bulunan birisi olarak bu yorumları bir çok insandan daha kolay kaldırabildim. Ama ne yalan söyleyeyim, uyuyamadığım bir çok gecede, bu yorumları okudum. ‘aman canım okumayayım’ diyebilecek kadar cool olamadım. Hele ki en sert yorumları yapabilecek kişi insanın kendiyken.

Ask.fm ise benim için bir daha girmesi çok zor bir yer olmuştu. Mehmet’den sonra bir daha girmedim. Gelen soruların bir kısmı Mehmet’i tanımak istiyordu. Bir kısmı ise, yine denyoca hakaretler içeriyordu.

Bir diğer yandan, sanıyorum 500 e yakın tanımadığım insandan mesaj aldım. Hakaret ve çok garip mesajları saymazsak (Bir grup garip insan garip biçimde, ‘mehmet ile ilgili elimde çok önemli bilgiler var arayın’ diyordu) neredeyse herkesin söylediği tek bir şey vardı: Mehmet’den çok etkilenmişlerdi ve onu biraz tanımak istiyorlardı. Ne yazık ki onlara cevap verebilecek pek halim yoktu.

Daha küçük bir kitle ise, intiharın eşiğinde olduğunu ve bu nedenle benimle konuşmam gerekitiğini söylüyordu. Bu noktayı pskyatrist ile konuşarak onlarla nasıl iletişim kuracağıma karar verdim.

Bu süreçte özel hayatımda da kötü ve karışık gitmeye başladı. İçine düştüğüm garip psikoloji etrafımdaki insanları da ister istemez etkiliyordu.

Bir diğer yandan, kendi kendime suç arıyordum, hem hayatımı hem de daha önce yazdığım gibi ofis ortamını sorguluyordum. Hatta belki de içten içe bir sorun bulmak istiyordum, çünkü bir sorun bulsam, her şey biraz daha anlamlı olacaktı, biraz daha belirli olacaktı. Kafamdaki ‘neden?’ sorusu netleşecekti. Hem bir sorun bulursam, düzeltme şansım vardı. Çünkü bir sorun yokken böyle olabiliyorsa hiçbir şey kontrolümde değildi, saçmaydı ve tekrar edebilirdi.

Yaklaşık 3 ay boyunca, Ofisi, insanları ve işleri toparlamakla, başkalarına zarar gelmemesi için uğraşmakla geçirerek kendimi oyaladım.

3 ayın sonunda bir gece, ofiste yalnız başıma otururken, hayatımda ilk defa depresyonda olduğumu kabullendim ve bu konuda yardım almaya karar verdim.

“Tamam artık, benim de bir sorunum var ve bunu çözmem gerekiyor” dedikten 1 saat sonra, Amerika’lı bir müşterimizin işlerinin iyi gitmediğini ve ekibini küçülteceğini söylediği bir e-mail aldım. Bu bizim için ciddi bir problem demekti.

“Sikerler, şimdi depresyona girecek zaman yok, şunu çözeyim sonra bakarım” diyerek depresyondan çıktım.

Daha doğrusu, erteledim.

Ertelenmiş despreyon, yavaş yavaş kaynayan kurbağa gibi siz farkettirmeden yavaş yavaş sizi ele geçiriyor.

Yapılması gereken acil işleri yapıyorsunuz ama git gide motivasyon azalıyor. Motivasyon azaldıkça, verim düştüğü için yapılması gereken daha çok iş ve daha çok problem çıkıyor. Halen bunları çözme yeteneğiniz oluyor, ancak çözdük her seferinde biraz daha yoruluyorsunuz. O ertelediğinzi problem, yavaş yavaş verimizini düşürüyor. Düşen verim yüzünde, problemleri çözme hızı da yavaşlıyor. Bu nedenle, problemler bitmiyor, depresyon u çözmek için fırsat kalmıyor. Krizler günü ele geçiriyor.

Bu noktada yine benim karakterimle ilgili özel bir durum var. Karakter olarak asıl performansı krizlerde veya zor durumlarda ortaya çıkan ve problemleri çözerken başarılı olan bir insanım. Düzenli işleri takip etmekte çok başarılı değilimdir. Bu nedenle yönetim ekibim ve ortağım, düzenli işleri yapabilen insanlardır ve birbirimizi dengeleriz.

İşte böyle bir sürecin içerisinde, Mehmet’den 3 ay sonra, Amerikalı bu müşterinin e-maili ile işler kötü gitmeye başladı. Harika giden şansımızın dadesteğiyle , aynı ay içerisinde 4 amerikalı müşterimizin 3’ü ya kapandılar ya da operasyonlarını küçülttüler. Her ne kadar bu sıkıntıların bir kısmı hazırlıklı olduğumuz ve kontrolümüz dışındaki gelişmeler olsa da, bu problemlerin çözümünde yavaş kaldığımı fark ettim. Ekibimdeki diğer arkadaşlar bir çok görevi üzerimden alarak olabildiğince durumu idare ettiler. Günlük operasyonlar eksiksiz ilerlese de, diğer konularda eksikliğim hissedildi.

Problemler arttıkça ofise daha az gitmeye başladım. Kriz anında evde çok yoğun bir tempoda çalışıyordum ve işleri toparlamak için sadece ana görevime odaklanmıştım. Ekip Mehmet durumunu büyük ölçüde üzerinden atmıştı. Ancak, Mehmet’in etkisiyle çok sevdiğimiz birkaç arkadaşımızın motivasyonu ister istemez düşmüştü. Bir yandan da işler azalınca, ekip boşluğa düşmüş ve bazı yol arkadaşlarımız yeni arayışlara girmişti. Yokluğum sebebiyle insanların problemlerini yeterince dinleyememiş, hem çalışma arkadaşlarıma hem de yönetim ekibine destek olamamıştım. Aklımı tek bir probleme odaklayabiliyordm: şirketi varolan krizden çıkarabilmek. Bu, ne yazık ki bir süre sorna çok sevdiğim birkaç arkadaşımızın bizden ayrılmasına neden olacaktı. En değer verdiği şey çalışma arkadaşları ve ortamı olan birisi olarak, bu beni daha da kötü etkileyecek ve içime kapanmama neden olacaktı.

Bu dönem içerisinde psikolojimin ister istemez daha da kötü gideceğini farkederek, spora başlamaya karar verdim. Spor psikolojimi dengede tutmamda büyük fayda sağladı. Yine aynı dönemde, bir arkadaşımın sokakta bulduğu sakat bir köpeği evlat edindim. Kısa süre sonra sakatlığı geçti ve küçük bir tazmanya canavarı olarak hayatıma neşe, sorumluluk ve biraz da yük katmaya başladı.

Bir süre sonra benim yoğun ama verimsiz çalışmalarım meyvesini vermeye başladı. İşler düzeliyordu. Yeni gelen heyecanlı projeler ve teknik problemler insanları zinde tutmaya başlamıştı. Aramızda katılan yeni çalışma arkadaşlarımı kendileriyle birlikte yeni neşeler ve enerjiler getirmişlerdi.

Bir süre sonra ayrılan arkadaşlarımızın bir kısmı geri geldi, diğerleri ise birer dost olarak aklımızda kaldılar.

8 ay önce “sikerler, önce işleri düzelteyim sonra psikolojik dertlerimle uğraşırım” demiştim. 1-2 aya çözeceğimi zannediyordum. Sonunda tüm çalışma arkadaşlarımın da desteğiyle bu işleri düzelttim  ama bu sürecin bende ciddi etkisi oldu. Son dönemlerde geçirdiğim bir iki küçük sağlık sorunu ile birlikte ertelediğim psikolojik sorunların üzerine gitmem gerektiğine karar verdim. Kendi kendime mutsuz olduğumu kabullendim ve işlerin de düzene girmesini fırsat bilerek, 30 yaşımın sonunda,  ilk defa bu konuda bir uzmanla görüşmeye başladım. Sonunda bu konuda birşeyler yapıyor olmak iyi gelmeye başladı.

Normalde şirket yöneticileri ve profesyöneller böyle zayıflıklarını ve kötü anılarını paylaşmayı doğru bulmazlar. Ancak bu dönem bana birşey öğrettiyse, o da insan psikolojisinin gerçekten önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olduğu idi. Özellikle işverenler olarak bu konuda ciddi sorumluluk altındayız. İnsanların psikolojik sıkıntıları gayet olası ve tıbbi durumlar, utanılıp saklanması gereken problemler değiller. Bu nedenle başımızdan geçenler açık açık yazmak istedim.

Doğum günüm saat itibariyle bitti ve tüm günü  bu yazıyı yazarak geçirdim.

Bu vesileyle 30 yaşımı kapayıp, yeni ve pozitif bir yıla başlamayı umuyorum. Bu dönem içerisinde ihmal ettiğim ve kalbini kırdığım tüm arkadaşlarımdan özür diliyorum.

Ve Mehmet,

Biraz seni anlatmak istedim, senin gibi ince ruhlu ve kibar insanların bu dünyada değişmeden hayatta kalabilmelerinin ne kadar zor olduğunu düşünüyorum. Bu konuda toplum olarak birşeyler yapıp yapamayacağımızı sorguluyorum.

Toplumdan önce kendimi biraz değiştirmeye çalıştım. Uzun süredir etrafımdaki insanların birbirine “Nasılsın” demediğini farkettim. Özellikle senin ve benim gibi, karakteri güçlü ve eğlenceli insanların, açık açık yardım isteyemediğini farkettim. İnce insanların arkadaşlarına gidip “Canım sıkkın benimle ilgilenir misin” diyemediğini, onları üzmek istemediğini öğrendim. Birisine gerçekten açılabilmek için, konuşabilmek için, karşındakinin seni gerçekten dinlemek istediğini ve bunun günümüzde ne kadar da az olduğunu farkettim.

Ve son olarak, senin istediklerini yapamadım.

Senin beklediğin gibi, hoşçakal notuna bakıp, içim rahat ve güçlü biçimde hemen hayata dönemedim.

Ve son olarak, tavsiye ettiğin gibi,

Aşk ile kalamadım,

Sevgiler,

39 thoughts on “Mehmet

  1. uzun bir yorum yapmayı düşündüm. Sildim, çünkü hala ekranda gördüğüm o güleryüzlü içten adamı tanımıyordum. Sonra şunu yazmak istedim. Siz, ne kadar içten ve açık yazmışsınız. Bir sene geçmiş olmasına rağmen, bu açıklamaların ihtiyaç olduğunu ve bazı insan hatalarını karşılayacağını, düzelteceğini bilin… ve o aşk bir gün sizi de bulacak. Bu inancı yitirmediğinizde (beklenti içine girmeden), o aşk zaten gelecektir… Üzülmelerimiz hep bağımlılıktan ve bencillikten. Onlar yukarıda rahatlar… Bunu düşünerek, size hiç tanımadan sevgilerimi iletiyorum. Kaleminize sağlık! ve iyi ki doğdunuz!

  2. Mehmet’ in gittigi gun dogum gunumdu. Tam da kotu zamanlar gecirdigim bir donemde ates gibi dustu. Tuhaf ama yakin gunlerde dogmus olabiliriz diye dusundum, ki oyle de cikti. Gunlerce dusundum, etkisinden kurtulamadim. Arkadasi olsaydim ne durumda olurdum kimbilir diye dusundum. Simdi yazdiklarini okudum. Yasadigin bir yili bircak dakikaya sigdirarak. Senin gibi dogru kelimeleri bulmak zor. Gecenlerde yine aklima geldi -ara ara dusundum zaten- acaba ondan sonra hayat nasil devam etti diye. Ve yazin karsima cikti. Onun gidisi artik bana dogumgunum oldugunu hatirlatiyor.

  3. Adamın babası 5 defa evlenmiş bir videoda söylemişti. Bilmiyorum gerçekse walla benim başıma gelse ben de intihar ederdim. 5 defa evlilikten aile falan çıkmaz. Depresyona girdiğinizde aile faktörünün ne kadar önemli olduğunu anlarsınız.
    İkinci sebepse
    welcome to capitalism
    Kapitalizm ve özel sektörde yoğun çalışma temposu böyle bir şey.siz farkında olmasanız da bilinçaltınız durumun gayet farkında. Bir bilgisayar mühendisi ve yazılım geliştirme uzmanı olarak hayatın anlamsızlaştığını fark edebiliyorum. 30 dan sonraki yaşlar çok tehlikli. İnsan 35 yaşında hala evli değilse çoluk çocuk yoksa hayatında naparsa yapsın hayat anlamını yitiriyor 70 yaşına kadar one night stand ya da seks partilerinde takılamazsınız aile kurmak bu yüzden önemli.
    Tüm o moral motivasyon partileri aktiviteleri hepsi yalan. Onlar sadece o anki duruma müdahil olurlar. Günü kurtarırlar. Aynı ağrı kesiciler gibi tedavi etmezler. Ama bu ülkede de evlenmek bu ülkede çocuk sahibi olmaz çok zor. Çocuk büyütmek çok zor.
    Ve üçüncü sebepse maalesef kadınlar doğaları gereği duygusallıktan uzaktırlar. Tek gayeleri küçüklükten gelen penis kıskançlığını büyüdüğünde sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için kendine olgun bir erkek seçerek bastırmasıdır. Mehmet in eski sevgilisinin de ne kadar soğuk kanlı olduğunu patronu da belirtmiş zaten. O yüzden erkekler bu konuda kendilerine biraz daha dikkat etmeliler.

    • Kelimelerin bu kadar incelikle seçildiği bu yazının altına (tamamını okumadığınızı umuyorum, okuduysanız daha fena) hala bu kadar kaba ve kendinden emin laflar yazıp bir de hemen yargılayacak bir şeyler bulmuşsunuz. Belki bu yorumu bir hakaret değil de bir geribildirim olarak alır egosantrik yorumlar yapıp başkalarının canını acıtmayı bırakırsınız. (Hayır yorumunuzun hedefi olan kişilerden biri değilim)

  4. Nereden başlasam bilemiyorum aslında.. Saatlerdir sayfanda sanki biriyle dertleşir gibi dertleştim kelimelerinle. Mehmet’in intihar videosu ile ilk karşılaştığımda her ne kadar hiç tanımasam da onu açıp izlemeye cesaret edemedim. Cesaret edemedim; çünkü belki biraz korktum, belki son anlarını kayıt altına alan birinin gözündeki o son ifadeyi görmek istemedim, belki de her ne kadar tanımasam da kıyamadım ona, ölümü onunla yan yana koyamadım.. yani anlayacağın şundan dolayı diye kesin olarak söyleyemediğim bir çok şey vardı. İnsanların neden bu noktaya gelebileceğini hep sorguladım, sen yazında bununla ilgili fikirlerini yazmışsın, benim de bunun ile ilgili bir kaç fikrim var. (Aslına bakarsan belki ukelalık ediyor olabilirim şuan; ama bu fikirlerimden biri de inanç-din ile ilgili. Bir de dertlerimizi içeriye atmamız, kimseyle paylaşamıyor olmamız. Yaşadığımız hayat, ister istemez bizde olaylara karşı bir savunma mekanizması oluşturtuyor. Dost bildiklerimiz gün geldiğinde en büyük düşmanımız olarak karşımıza çıkabiliyor. Hal böyle olunca ister istemez içe atma durumu ile karşılaşabiliyoruz. )
    Belki sorularımın cevapları Mehmet’in intihar videosunda olabilirdi, ama ben bu zamana kadar o videoyu hiç aç-a-madım.

    Bugün, Facebook’ta çok tesadüfi bir şekilde birinin paylaştığı bir yazı gördüm, tıkladığımda kendimi burada buldum, o yazı senin yazındı.. Buraya sırası geldiğinde yazı aralarına eklediğin tüm videoları izledim, ask.fm’deki tüm yazışmaları ve videolarınızı okuyup izledim, her saniye kendimi “neden?” diye sorguladım, tıpkı senin gibi afalladım, ve geçen her saniye sanki onu tanıyormuşçasına garip bir his aldı içimi. Sonra Mehmet’in Facebook sayfasını bulmak istedim internetten, tıpkı senin ölüm haberini aldığın ilk anlar gibi şakadır bu hissi kapladı içimi, yazdıklarını, Mehmet’in kendi profilinde yazdığı şeyleri okudum tek tek…

    Yazını okuduktan sonra artık vaktinin geldiğini düşünerek (belki de kurulan zamanın bir alarmıydı bu beni bu sitene getirten) o videoyu izlemeye karar verdim.. İlk saniyesinde Mehmet’in yüzünü gördüğüm an “ah be..” dedim. Tekrar, “Neden?”
    Videoda Mehmet’in şarkıyı açmadan önce ufak bir sessizlik anını yakaladım, şarkı biterken ve videoyu kapatırkenki gözlerideki o bakmaya çekindiğim o “son” ifadeyi gördüm. Şarkı biterkenki o çok anlamlı bakışını gördüm.. Çok şey vardı o bakışta… Gözüm doldu, ağladım.. Keşke tanıyabilseymişim dedim, yakınımmışçasına bir hüzün kapladı içimi.

    Kafandaki soruna “bence” li bir cevap: Bence o gerçekten de senin onu çok sevdiğini bildiği için sana açmadı bu durumunu. Sana bahsettiği dünya turu “bence” intihar fikriydi. Ben, senin bu durum ile ilgili fikirlerini duymak ve aynı zamanda seni şüphelendirmeden bunu sana sorabilmek için böyle konuştuğunu düşünüyorum, tabi ukelalık yapıyor olabilirim, tanımadığım bir insan hakkında fikir belirttim şuan. Sadece yazdıkların üzerinden kadarıyla hissimi söyledim sana.

    Ben de tıpkı senin aceleyle çıktığın için çok iyi konuşamadığın, “Bana bir şey diyecekti sanki; ama acelem olduğu için hızlıca çıktım.” diye anlattığın çok çok çok benzeri bir şey yaşadım… Ben de bir arkadaşımla konuşmayı çok acele bir işim olduğu için ertelemiştim ve o gün onu son görüşüm olmuştu, ertesi gün arkadaşımın ölüm haberini aldım, beyin kanamasından vefat etmişti. Bahsettiğim olay 6 yıl önce üniversite zamanımda olmuştu, o gün kendime bir söz vermiştim: “Hayatta hiçbir zaman hiçbir şeyi erteleme!” O günden sonra karşıma çıkan olaylar karşısında “Hangisi daha -geri getirilemez-?” sorusuyla hareket etmeyi acı da olsa öğrendim. İçinde insan içeren olaylarımda önceliği işime değil diğer şeylere verebilmeyi öğrendim. “İş ile ilgili kısmı kendim daha çok çalışır kapatırım, öncelik diğerlerinin” dedim. Bu şekilde bir karar alarak ölümcül hatamdan duyduğum acıyı hafifletebildim mi peki? Koca bir hayır! Ama en azından bundan sonrakiler için…
    Demek istediğim, senin yaşadığın duyguyu çok iyi anlayabiliyorum, sen onun kötü bir sürece doğru gittiğini hissedemesen bile, yazıdaki anlattıklarından, onun intiharının tarihini ileriye ötelettiğini hissediyorum.. ve bir de doğacak bir bebeğin tarihi de intihar tarihinin ileriye ötelenmesinde çok etkili olmuş.

    Son olarak, fark ettiğin bir noktaya gönülden katılıyorum:

    —Uzun süredir etrafımdaki insanların birbirine “Nasılsın” demediğini farkettim. Özellikle senin ve benim gibi, karakteri güçlü ve eğlenceli insanların, açık açık yardım isteyemediğini farkettim. İnce insanların arkadaşlarına gidip “Canım sıkkın benimle ilgilenir misin” diyemediğini, onları üzmek istemediğini öğrendim. Birisine gerçekten açılabilmek için, konuşabilmek için, karşındakinin seni gerçekten dinlemek istediğini ve bunun günümüzde ne kadar da az olduğunu farkettim.—

    Bence bu noktadan sonra bize düşen, kaybettiklerimizi hep hatırlamak ve güzel şeyler için uğraşmaya devam etmek..

    Uzun yazım için özür dilerim, bu yazım belki de içimdeki 1 yıllık dolmuşluğun bir parçasıydı.. Senin kadar içimden geçenleri iyi bir şekilde dile getirememiş olsam da, sana söylemek istediğim son şey, olur da sıkılırsan, bizler buradayız, yıllardır tanıdığın insanlar kadar yakın değiliz sana elbette; ama hala dünyada iyi insanların, seni dinleyebilecek insanların olduğunu bil. Buraya ses eder de konuşmak istersen tekrar beliririm.

    Doğum günün kutlu olsun, yeni yaşın sana güzellikler getirir inşallah.
    Kal sağlıcakla,

  5. fark etmiş olsanız da, özellikle Mehmet’inki gibi bir durumda, ikna edebileceğiniz bir şey olduğundan pek emin değilim ben açıkçası. babanızın da dediği gibi… insan mutsuzluk, acı dışında hiçbir şey hissedemediği ve sadece “etrafımdakileri üzemem, işleri yarım bırakamam..” gibi sebeplerle başkaları için kendini yaşamaya zorladığında her şeyin daha da katlanılmaz olduğunu görüyor sanırım. özellikle iyi ve ince ruhlu, hep başkalarını kendinden önce düşünen insanlar. sonra o çelişki, belki de ikiyüzlü hissetme hali, iyice kemiriyor. “şu hayatta bir kere de kendimi düşüneyim, bir kere de ben bencil olayım ulan!” diyorsunuz. kendisini tanımayan, dışarıdan bakan ve sadece yaşadıklarına bir nevi aşina olan biri olarak haddime değil fakat aslında o bu kararla ne kadar sağlam bir karakteri net bir duruşu (ne istediğine dair) olduğunu da bir kez daha göstermiş. bu gibi durumlarda diğer seçenek devamlı gitgellerle, mutsuzluk, yorgunluk ve de bir miktar kabullenip koy vererek ot gibi yaşamak oluyor galiba. ne tamam diyip bırakıp gidebiliyorsun ne de çözüm üretip kurtulabiliyorsun…
    burayı biraz “ağlama duvarına” çevirdim galiba ama son olarak kendinizi toparlamanıza çok sevindim, şimdilik aşk yoksa bile – yazınızdan bana yansıdığı kadarıyla – sevgiyle kalın…

  6. 10 ayda çok sevmiş ve kıymet vermişsiniz, öldüğünde çok etkilenmiş ve çalkantılı bir sene geçirmişsiniz ama bu çok kıymetli dostunuzun ölüm haberini aldığınız an Amerikan Konsolosluğu’na “ne olduğunu anlayamadan” giriverip, şirket (cebiniz) için çok önemli olan vizeyi almayı ihmal etmemişsiniz.

    • Haddim olmayarak ben cevap vermek istedim bu yoruma. Bir şirket sadece sahiplerinin cebi değil, bünyesinde çalışan onlarca insanın hayatı demek. Ne kadar kötü bir durumda olsanız da şirketinizi düşünmek zorundasınız çünkü o şirket sayesinde o çok klasik tabirle insanlar evlerine ekmek götürüyor. Üzüntünüzden dolayı 30 insanın işiyle, hayatıyla oynamak inanın olabilecek en kötü şey.

      Hadsizliğim affola,
      Yazı için yorum yapamıyorum açıkçası. Sadece size iyi ve güzel yaşlar dileyebiliyorum. Ve suçluluk duymamanızı öneriyorum.

      • Katiliyorum mert.. Boyle icten bir yaziyi okuyup da bu kadar vicdansız bir yorumu burada gorebilmek cok acı.. Sairin adini hatirlamiyorum “gunumuzde insanlar her seyden cok birbirlerine uzuntu vermek konusunda cok cömertler” diyor.. Dogru maalesef.. Yuregin mi tas tuttu be kardeşim!

  7. “Beşer Şaşar” İnsanız. İnsan olmanın hasletleri var. Hayatın getirdiği iniş-çıkışlar var. Dünya üzerinde bir insan yoktur ki; bir an intiharı düşünmüş olmasın.Maddi ve manevi olarak hayata 2 kere “0” dan başlamış biri olarak; aile çok önemli! Ve bunun yanında inanç, yaşamda bir mana arama, hayatın düzenini çözme mantığı çok çok önemli. Ben zor zamanları atlatma çözümünü ; bu da geçecek, bu da geçecek diye kendime empoze etmekle buldum. Mutlu olduğum zamanlarda, bu mutluluk benle kalmayacak diye düşünerek tadını çıkarmayı öğrendim. Mutsuz-zor şartlar yaşadığım zamanlarda bu da geçecek diyerek rahatladım ve mutsuzluğunda lazım olduğunu bunun da tadını çıkarmanın gerektiğini düşünerek; ağladım,saklandım, bağırdım ama isyan etmedim! Deniz Bey, daha evvel yapılan yorumlara rağmen kendinizi irdelemişsiniz ve en önemlisi bunu yazarak paylaşmışsınız. Kutlarım! Korkmadığınız için, çaba ve emek sarf ettiğiniz için. Tekrar bazı kendini bilmezler yorum yapacaktır. O zaman sadece şunu düşünün lütfen. Ben insanım ve çok şükür ki beynim ve kalbim hasta değil. Ruhunuz huzuru bulsun.🙂

  8. yazınızı çok üzülerek okudum, ama yine de toparlanma çabanıza hayran kaldım. ancak okurken kendinize çok yüklendiğinizi hissettim, naçizane fikrimi söylemek gerekirse. bir yandan da en başta arkadaşı olarak o sorumluluğu üzerinizde hissetmenizi de çok iyi anlıyorum. umuyorum en kısa sürede üzerinizdeki buhran bulutlarını dağıtıp yaşamınızın rengini tekrar yakalarsınız, ki bence bir canlı sahiplenerek en güzel adımlardan birini atarak tekrar çabalamaya başlamışsınız. ve kendinize biraz zaman verin, aşk da siz kendinizi daha dingin bırakabildiğinizde yanınızda bitiverecektir.

    mehmet’i 80630’dan tanıyorum, ama tanımıyorum. 1 kere konuşmuşluğumuz var karşılaştığımız bir festivalde, birkaç sefer de site üzerinden mesajlaşmamız. zerafetini asla yadsıyamam mehmet’in. duyduğumda sanki yıllardır tanıyormuşum gibi içimde inanılmaz bir boşluk ve üzüntü hissettim. çok kolay karar verilip, gerçekleştirmesi çok zor olan birşey yapmış, belki de kendince haklı sebeplerle. her ne kadar böyle bir kişiliğin kaybı çok üzücü olsa da, aslında ne kadar sevilen bir insan olduğunu görmek güzel. umarım çok huzurlu ve mutludur.

    bu arada videolarınızı izlediğimde çok eğlendim, resmen birlikte çalışmak istedim tamamen alakasız bir sektörde olmama rağmen. o ışığı tekrar yakalamanız dileğiyle.

    vasiyetinin bile gerçekleştirilemediği bir ortamda yaşarken, yazılan gerzekçe yorumları insanların cahilliği, kör kafaları, bilip bilmeden herşeye yorum yaparak dahil olma çabası olarak görün.

    doğum gününüz kutlu olsun, sevgiler.

  9. Boğaza gittik bu sabah, 08:30da, denize çiçekler bıraktık, biraz da likör döktük🙂 Dostumuza iki kelam ettik, havayı, güneşi içimize çektik. Ağladık azıcık, sessiz kaldık bir ara, güldük sonra.. Geçen sene aynı saatte yüzünü göremeden evinin önündeki kaldırımda oturuyorduk, bu sene aynı saatte yüzünü göremeden oturduk sahilde yere. Hiçbir yere yorum yazmadık, hiçkimseyle konuşmadık yakınlarımız ve psikologlarımız dışında. Bugün geride kalanlar ayrılırken “iyi ki varız” dedik, aşkla kalmaya söz verdiğimiz günden beri dediğimiz gibi.

  10. Mehmet’le Boğaz kenarında çok şık bir mekanda tanışmıştım, bir yaş günü kutlamasında 7-8 kişi yemek yemiştik. Gecenin sonunda eve dönerken eşime ‘kızım olsa bu çocukla evlenmesini isterdim’ dediğimi hatırlıyorum.
    Ikinci görüşüm yine bir ev kahvaltısında, neredeyse gün boyu sürmüştü. İskenderunlu olduğunu duyunca hayran olduğum bir kültüre sahip olan kente dair uzun bir nutka giriştim. Ayla Kutlu’nun ‘Sen de Gitme Triandafilis’ adlı öyküsünü neredeyse tamamen anlattım. Beni sabırla, tatlı tatlı gülümseyerek dinlediğini hatırlıyorum.
    Ne kadar donanımlı yetiştirilmiş bir genç adam, ne kadar beyefendi, ve hep bu merkezde şeyler düşündüğümü hatırlıyorum. Çocuklarımdan bahsettim, eğitimlerinden, tutkularına, hayallerine kapı açan, destek veren anne ve baba oluşumuzdan. Her zamanki gibi kendimi durduramadan.
    Mehmet’in haberi gelip de, meşakkatli bir çocukluk yaşadığını duyduğum ilk an ve sonrasında ben de kendimi suçladım, biliyor musunuz? Acaba bir nebze de olsa aklından bir kıyaslama yapma esintisinin geçmesine sebep olmuş muydum? Biz faniler, sahip olduğumuz şeylere, evet o ne ise ona, başkalarının sahip olmamasının üzüntü yarattığını düşünemeyerek yaşıyoruz, şaşkınlık verici bu durumu aklımız niyeyse almıyor.
    Bir oyun var, tiyatro, Bir Komiser Geldi, adı. Onu hatırladım. Intihar eden genç bir kadının hayatına giren insanların kadının intiharında şu ya da bu biçimde etkili oluşlarını anlatır. Hepimiz bir türlü başka insanların hayatlarında varız, hatta bazen hiç tahmin edemeyeceğiz kadar çok varız. Kötü olarak da varız, iyi olarak da.
    Bir iç döküş yazısı yazmışsınız. Okumak bana iyi geldi, canım bir yandan acırken bir yandan da dünyada ne güzel insanlar var, şu sorgulayan yürek, şu gayret, şu iyileşme ve iyileştirme çabası; bunlar geçti aklımdan.
    Doğum gününüzü kutlar, sağlıklı, olabildiğince mutlu uzun yıllar dilerim.
    ‘Börek yapmıştım, vermek isterdim, tanımak da gerekmez ama hem çok yakın hem de çok uzağız.’
    Olsun! Biraz olsun içinizi ısıttıysa,

  11. Selam..tümünü okudum.
    Mehmet istediği işi başarmış..insanların hayatını değiştirecek bir şey yapmak yani.Sizinkini değiştirmiş.
    Mehmet hayal kırıklığına uğramış biri bence.
    Hem hayat uğratmış hem kendisi kendisini.
    Ve kolayı seçmiş.Duygularınızı incitmek istemem ama hayat kutsaldır,hediyedir.İstemiyorum demek doğru gelmiyor bana..intihara övgüler düzenler,bunu bir cesaret olarak görenler..yazık kere yazık.
    Tüm hayat bir intihara direniş acılardan bakılırsa..
    Direnmek lazım.
    Yaşamak ve insanlara yardıma devam etmek.
    İşte siz bunu yapmışsınız.
    Tebrikler.

  12. Anet news’ten “Ra” (Ertan) ben.

    Baban haklı…İntihar etmeyecek olsa anlayabilirdin. Edecek adam kafasına koyduğu için ve daha önceki deneyimlerinden dolayı niye ve nasıl vazgeçtiğini bildiği için bunlarla tekrar uğraşıp, tekrar tekrar aynı süreçleri yaşayıp aynı noktaya gelmekten sıkıldığı için dışarıya karşı aksine daha eğlenceli, daha problemsiz, daha rahat bir profil çiziyor.

    Kişilik özelliklerinin de önemi var bu noktada…Sandığından daha çok kişinin aklından benzer şeyler geçiyor. Kimisi bunu kendinden bile saklıyor, kimisi benzer bir girdaba girdiğinde başka şeylere sarılarak bundan uzaklaşıyor, üzerinde düşünmeyerek bir patlama anına erteliyor, kimisi ise sorunu kabulleniyor ve bir şekilde kendisini tedavi ediyor. Kimi ise bütün bunlarla uğraşmayı bile zul görüp neticelendiriyor.

    Ben şahsen, korkak bir insan olarak, “sanal intihar” ile sorunuma çözüm bulmuştum🙂 O “an” öldüğümü kabul edip, sonra anlamsızlığı sürdürmeye çalışıyorum yakınlarımı düşünerek🙂

    Seninle alakalı bir durum olduğunu sanmıyorum yani…Eğer çok denyo bir adam değildiyse -ki değil gibi duruyor- Mehmet Pişkin bu intihar fikrini bütün hayatınca düşünmüş…O akşam olmasa başka bir akşam bunu yapacaktı. Senin etkin eğer alacak verecek gibi bir durumda üzerine gitmedi, zorlamadı isen ancak hızlandırmak ya da yavaşlatmak olur. Ki yazdıklarından öyle birşey olmadığı da ortada…Geçirdiğiniz eğlenceli zaman sürecinde “ertelemesini” sağlamışsın sadece…
    Bunun üzerine kendini perişan etmenin çok anlamı yok.

    Mehmet Pişkin’in hayatıydı ve kendi seçimini yapmış.

    Bu da senin hayatın. Kötü deneyimler geçirmişsin. Hayat bu zaten. Kötü kroşeler vuruyor insana…Gard almaktan yoruluyoruz. Gardı indirince aparkatı bindiriyor çenemizin ortasına…Bazen kendimize geliyoruz bu yumrukla, bazen knockout oluyoruz ama netice aslen çok da farklı ya da önemli değil bizim, insanlık ya da evren için.

    Kendi halimize bırakıldığımızda da yeterince uzun bir süre sonunda zaten öleceğiz. Mehmet ile son açısından fark yok yani. Kendini suçlaman yersiz.

    Günlerin anlamsızlığına anlam verebilmek lazım sadece…Kimisi bunu işine odaklanarak yapıyor, kimisi seyahat ederek, kimisi müzikle uğraşarak, kimisi oraya buraya salça olarak -benim gibi-, kimisi okuyarak, kimisi çocuğunda buluyor anlamı…
    Kendin için bu anlamı bulacak olan sensin. Başkası için anlamlar bulmamız ya da başkalarının anlamlarını sahiplenmemiz mümkün değil.

    Neyse uzatmayayım, on yılda bir insan zaten sorgulamalara giriyor. Seninkinde bir de üzücü ve bayağı büyük bir travma var. Çok yüklenme kendine ve diğer insanlara haksızlık etmekten çekindiğin kadar kendine de haksızlık etmekten çekin…

  13. Yüreğin ne kadar güzel bir yürek… Mehmet’in gitmeden boyle guzel yurekli biriyle arkadaslik kurmus ve bol zaman geçirmis olması ne buyuk teselli.. Iyi ki varsın Deniz.. Iyi ki varsın.. Cok guzel bir adamsın

  14. hayata bir mücadele olarak bakıp hayat mehmet’i yordu, o hayata güzelliğinden vermek onu değiştirmek isterken hayat ona acısını, mutsuzluğu verdi diyebiliriz. artık çıkış yolu olduğunu düşünmedi ne denediyse, nasıl mücadele ettiyse de o içindeki duygu geçmedi ve sonunda da isterken istemeyerek mücadeleyi bitirdi diyebilir.

    ya da mehmet sizi çok sevdi, sizinle birlikte yaşama tutundu, siz ona merhem oldunuz. ama yarası çok derindeydi, çoğu yarada olduğu gibi ilk çocukluk yıllarından kalmaydı ve kabuk bağlayan bir yara değildi iyileşip iyileşip yeni açılan, daha şiddetli açılan enfeksiyona neden olan bir yaraydı. evet size yaş 35 dedi, evet depresif bir haldeyim dünya turu dedi ama ben inanıyorum ki o son anına kadar mücadele verdi ve mücadeleyi kaybetmedi. mücadele anlamını yitirdi.

  15. Merhaba Deniz,

    Mehmet ile intihar videosu vesilesi ile tanıştım. İçim cız etti. Kullandığı kelimeler ve ses tonu ile neler hissettiğini çok iyi anlamıştım. Kendime benzettim Mehmet’i.

    32 yaşındayım. Kendimi bildim bileli yalnız olduğumu hissetmişimdir. Çok nadir bazı saatler dışında ilkokuldan tut profesyonel hayata kadar, hep bir pencereden hayatı seyrettiğimi düşünmüşümdür. O hayatın içine giremedim bir türlü, hep dışarda kaldım. Yanlış anlaşılmasın, arkadaşlarımın ve dostlarımın sohbet etmekten hoşlandığı, derin muabbetlerimden ve monologlarımdan zevk aldığı bir insanım. Eğlenmeye çıktığımda da sonuna kadar eğlenen, sabahın beşinde milleti toparlayıp evine bırakan da adamımdır. Mehmet’in o kendini gizlemesini çok iyi anlıyorum. İnsanların farklı olmaya çalışarak dikkat çektikleri bir zamanda ben “normal” olmaya uğraşan bir insanım. Ne zaman kendim olmaya çalışsam birilerinin eleştirisi veya dışlaması ile yeniden bir kabuğa çekilirim. İş hayatımda en uzun çalıştığım pozisyonun bir seneyi bir kaç ay aştığını da ilave etmem gerekir. Yani o kabuğa çekilişler fazla sürmüyor, yine o herkesin, yıllanmış genel müdürlerin bile koltuklarında rahatsız olmalarına yol açan düşüncelerimle ortaya çıkıyorum.

    Mehmet’te ilgimi çeken o incelik oldu. Dedim ya, “normal” olmaya çalışıyorum, içimdeki inceliği bastırıyorum çoğunlukla. Kaba saba, umursamaz, ukala veya kelime tabiriyle öküz olmak için çabalıyorum. Çünkü korkuyorum Mehmet gibi incinmekten. Çünkü incecik bir adamdım ve yaralandım. Sonra hayatın o kadar saf olmadığını gördüm. Korktum. İnceliği saklamaya başladım. İki insan var hayatımda, biri benden nefret eden, diğeri ise o karanlık mağarada bir ışık hüzmesi görüp o ışığı usanmadan takip eden. İşte o ikinci insan beni çok seviyor.

    Deniz, bizim toplum olarak psikolojimiz bozuk. Veya bozuldu diyelim. İnce düşünceye ve sözlere sahip insanlar azaldı, kalmadı çevremizde. Herkesin potansiyel hırsız olduğu ve adaletin gelmeyeceği düşüncesi yayılıyor gün be gün.

    Ve ben pes ettim bu ülkeden.

    Mehmet’i anlıyorum. Çünkü intihar bazen en mantıklı ve rahat çıkış yollarından biri. Ben de düşündüm. Ama yapacak çok işim var, o yüzden takılıyorum halen buralarda. O yapacak işlerim, öğrenmek istediklerim sayesinde ayakta duruyorum. Yaptıklarımın hiç bir anlamı olmayacağına dair kulaklarımı tıkıyorum. Sonuç değil yolculuk önemli diyorum. Hatta bazen kendimi frenliyorum, başarının hemen kıyısında. Korkuyorum tüm istediklerimi yaptığımda alacağım kararlardan.

    İşin özünde gavur ellere gidiyorum yakında. Önce bir eğitim adı altında, sonra kalıcı yerleşmeye doğru yol alarak. Türkiye’deki endüstri, mesleğimden (İnşaat Mühendisliği) soğuttu beni. Politik durum zaten malum. Belki o ülkelerde kendim olmaya izin bulurum. Ve kendim olduğum için de yalnız kalmam. Ne demiş, “bir umuttur yaşatan insanı”.

    Son olarak ben kim miyim? Ben bir kadınla dans ederken onun gözlerinin içine bakmayı seven, müziğin ritmiyle kendinden geçen, sokağın ortasında aklına gelen bir melodiyle dans eden, şarkı söyleyen, canı sıkıldığında evde Hamlet’i alıp tek tek seslendiren, gitarına abanırken kendi ruhuna bakan ama bir türlü bir şarkı haznesi oluşturamayan bir adamım. İşin ilginci benim gibi çok insan var aslında, biliyorum. Ama çıkamıyoruz işte dışarı.

    Bir de bir tavsiye site vereyim: The School of Life. Youtube’dan araştırın, güzel videolar var, insanın kendini yabancı hissetmemesini sağlayan.

    Yönetim konusundaki düşüncelerine de katılıyorum. Eğitimim sırasında üstünde duracağım noktalardan.

    Sağlıcakla.

  16. Çok garip…Mehmet’i tanımıyorum..sizi de…
    Son birkaç gündür; nedensiz, olmadık zamanlarda aklıma düşüveriyordu yaşarken değil ama yazık ki yaşamını sonlandırırken tesadüf ettiğim bu güzel adam..hiç nedensiz..
    Şimdi yine tesadüfen sizin bu satırlarınıza rastgeldim..bir koca yıl dönmüş meğer..
    Çok garip şu anda hissettiklerim..çok…
    Üzgünüm…

  17. En önemli noktaların üzerinden bir daha geçeyim dedim, aklımıza perçinlensin;

    Uzun süredir etrafımdaki insanların birbirine “Nasılsın” demediğini farkettim. Özellikle senin ve benim gibi, karakteri güçlü ve eğlenceli insanların, açık açık yardım isteyemediğini farkettim. İnce insanların arkadaşlarına gidip “Canım sıkkın benimle ilgilenir misin” diyemediğini, onları üzmek istemediğini öğrendim. Birisine gerçekten açılabilmek için, konuşabilmek için, karşındakinin seni gerçekten dinlemek istediğini ve bunun günümüzde ne kadar da az olduğunu farkettim.

    Ama farketmek yetmiyor ne yazık ki…

    Ne yazık ki sırf yalnızlıktan ne iyi insanlar sonsuza uğurlanıyor.

  18. Haddim olmadan bir kac sey soylemek isterim. Sistemde az biraz kafasi calisan insanin zaten mutlu olabilmesinin imkani yok.
    is yasaminin bi insani hayatta tutacak en son sey oldugunu dusunuyorum. Is arkadasligi da ozellikle uzak durulan, cikar iliskisi icinde ilerleyen bir birliktelik. Bunalim durumlarinda insanlarin intiharlari belki engellenebilir. Ama hayattan artik bir beklentisi olmayan insanlar icin yapabilecek bir sey yoktur bence. Mehmet de videolardan anladigim kadariyla, hayatta artik beklentisi olmayan ama mutlu insanlardan biri. Ayni okuldan, ayni ortamlardan gecmis biri olarak ve yine videodan anladigim kadariyla ucundan azicik da olsa ortak bir hayat gorusu icinde oldugumuzu dusunuyorum. Yine haddim olmayarak, is arkadasliginin samimiyetsizligi icinde kendinizi sorgulamanizin hic bir manasi olmadigini dusunuyorum. Isinde mutlu olan insan intihar etmez aslinda gibi bir cikarima variyorum yazinizda. Bence mehmet yasiyo olsaydi, kibarca sacmaladiginizdan ve kendinizi uzmemeniz gerektiginden bahsederdi. Zira onun hayatinda, isveren olarak onemli bir yere sahip degilsiniz.
    Kendimi mehmet’in yerine koyarak bu yaziyi yazdim. Gercekten kotu bir amacim yok. Acinizi anlayamiyorum belki de..
    sevgiyle, dayanismayla..

  19. Mehmet 1978 doğumlu. Sizin konuşmanız geçtiğinde zaten 35 yaşındaydı, 36’yi bitirmek üzereydi. Yani “o yas benim icin de 35” lafını muhtemelen iki güne intihar edeceği icin değil, 35 yasına kadar bu dünyada olduğuna inanamadigi icin söylemiştir.

  20. Geçtiğimiz sene, Mehmet’in videosunu izledikten sonra, onu çok iyi anladığını ve ne kadar takdir ettiğini uzunca anlatan eski bir çalışma arkadaşımın vefat haberini aldım bugün; dün gece intihar etmiş.
    Cümlemde olayı sebepsel olarak Mehmet’le ilişkilendiren bir tını hissedilmesin. Sadece geride kalanlarımıza ilişkin birkaç cümle kurmak istiyorum.

    Bu adamların deneyimlediği duygulara o kadar uzağız, onların hayata dair çıkarımlarına o kadar yabancıyız, bırakın hayata bakış açılarını anlamayı, kafalarından geçenlere dair yaptığımız tahminlerde bile öylesine başarısızız ki; benim şu an sorguladığım şey bizlerin cahilliğimizden ne kadar sorumlu olduğu.
    Etraflıca düşünülmüş bir kararla tüm içgüdülerini yenerek intihar eylemini gerçekleştiren bu insanları bırakın zamanında engellemeyi, hayatlarını sonlandırdıktan sonra bile onları bunu yapmaya iten şeyin ne olduğunu açıklayabilmekten aciziz.
    Psikoloji ve felsefeyle ilgilenmeyen, insan biyolojisi ve kimyasından bihaber, düşünmeyi ve öğrenmeyi eğitim hayatıyla beraber sonlandıran bizler yanlış yetiştirdiğimiz çocuklardan, intihara ve suça eğilimli bireylerden ne kadar sorumluyuz?
    İnsan belli bir genetik mizaçla belli bir toplum yapısına doğan, başına gelenler ve tercihleriyle dünyayı deneyimleyip karakter geliştiren, karşılıklı olarak çevresinden etkilenip çevresini etkileyen, bu etkileşimli süreçte topluluklara mensup olup onları oluşturan/değiştiren, çok katmanlı düşünsel bir varlık. Fakat biz şimdiye kadar yaşamış insanların kendilerini ve birbirlerini irdeleyerek oluşturduğu, hatta psikoloji ve sosyoloji bilimleriyle sistematik hale getirdiği bilgi dağına arkamızı dönerek yer çekimini baştan keşfetmeye çalışır gibiyiz. Daha da acıklısı, öyle yorumlar getiriyoruz ki, bir şeyleri bilmediğimizin ve anlayamadığımızın adeta farkında değil gibiyiz, gidenler de geride kalanlar da, kendi illüzyonumuzda var oluyoruz, yok oluyoruz.
    Şimdiye kadar dünyadan gelip geçen insanların ortak dertlerine dair ne söylendiğinin literatürü felsefe metinlerinde dururken, insanın biyolojik mekanizmasının ve fizyolojisinin ne düşündüğü ve ne yaptığı üzerinde korkunç derecede büyük bir etkileri ispatlanmaya devam ederken; insana bırakın her açıdan bakabilmeyi, resmen hiçbir açıdan bakmayan bizler, bilgisizliğimizin ve neler olduğunu anlayamamanın verdiği karın ağrısını gidermek için “inançsız olunca intihar etmek normal” benzeri sebeplerle olaya açıklama getirip, mümkünse üzerinde kafa yormadan rahatça üzülebileceğimiz kabuklarımıza yollanmayı tercih ediyoruz.

    Yine bir sürü cümle kurup hiçbir yere bağlayamıyor, sonuç bir yorum getiremiyor, zaten kimseyi suçlayamıyorum.

    Düşünmek, sancılı iş. En bitmeyen meşakkat, anlama ve anlamlandırma çabası.

    Kardelen

  21. İsmi oldum olası çok sevdim ya annemin hepimize aşıladığı asker sevgisinden yada bir harbiyeliyle evlenip onu çok sevmemden ötürü.Ama veda notundaki Mehmeti’de çok sevdim, gülümsemesi, davranışlarındaki zarafeti, parmaklarının sigara içerken ki duruşu. Bu sevgimin nedenleri ve çoğalması o kadar çok ve çeşitli ki, bugün sizin düşüncelerinizi okudum kızımın gönderdiği mailde. Mehmet’i ve hepinizi daha çok sevdim, tanımadan ve dokunmadan. Ama tanımayı ve her birinizin yarasını azaltacak şekilde dokunmayı dileyerek. Hepinizi kızım kadar çok sevmeye çalışarak. Kızımın mühendis olması bu duyguları çoğalttı mı,sanmıyorum. Toplumsal değerleri kendi duygularımın önüne koyarak yaşamayı sevmediğimden olabilir mi bu bilemiyorum. Hayatı sırtlarken yardım etmeyen ama her düştüğünde acımasızca eleştirmeyi seven insanlardan olmamak için çaba göstermemden beki de. Size yönelen eleştirilere karşı kızgınlığım belki de beni bunları yazmaya iten. Ama hepinize şunu söylemek isterim kabul ederseniz. Yaşadığınız hayatın doğru ve yanlışlarını vicdanınız dışında yargılatmayın sakın. Sizi tanımadan da çok seven bizim gibi insanlarda olduğunu unutmayın. Bu hayat sizin, nasıl biliyorsanız, nasıl mutlu olacaksanız, hata yapma lüksünüzü de sonuna kadar kullanarak dolu dolu yaşayın olmaz mı. Mehmet’ in şimdi daha huzurlu ve mutlu olduğunu düşünüyorum. Arkadaşlarının olmaması için sebep göremiyorum. MUTLU OLUN MUTLULUKLA KALIN

  22. okurken psikolojimin değiştiğini söyleyebilirim.bir çok kez intihar’ın eşiğinden dönen birisi olarak aynı zaman da ‘sokağa bırakıp bir tekme atalım, temeli sağlam kendi başının çaresine bakar’ bile diyen bir ailesi olmamış birisiyim.beni tanıyan herkes ne kadar eğlenceli ve etrafına pozitif enerjiler verdiğimi söylerler.benim bir süredir farkettiğim problemlerden birisi dışarıya bu kadar eğlenceli ve pozitif iken aynı şeyi kendi iç dünyam da yapamayışımdı.bazı insanlar enerjilerini yanında olan veya olmayan diğer insanlardan alırlar ve aldıkları bu enerji ile etrafına çok olumlu şeyler dağıtırlar.ben onlardan birisiyim bunun çok farkındayım.http://hayatvemedya.blogspot.com.tr/2012/12/renklerle-insanlar-tanma-oguz-saygn.html oğuz saygının “renklerle insanları tanıma kılavuzu” kitabında ki sarı insanım.bir süredir iç dünyamın farkına varıp ona sürekli “yeni insanlar , yeni kitaplar ve yeni şarkılar varken ne intiharı be adam?” diyorum.intiharı düşündüğüm zamanlar da ise eğer bunu yapsaydım hiçbir arkadaşım bunu yapabileceğimi asla düşünmeyeceklerdi.çünkü insanlar da hep ali can’ın pozitifliği düşüncesi vardı.hatta kötü düşünen ve üzüntülü insanlara bile üzülmemesi gerektiğini,mantıklı ve açıklayıcı bir dille nasihat veren adam nasıl intihar edebilir? işte burada ki cevap kişinin kendi iç dünyasını dışarıya hiçbir şekilde göstermemesi ile alakalı.mehmet abi bu durumu gayet iyi gizlemiş.bana da çok normal geliyor böyle insanlar kendi iç dünyaları hakkında mükemmel bir derecede rol yapma yeteneğine sahiplerdir.(bkz : ben)
    ask.fm’deki videolarınız , vngrs ekibinin sıcaklığı ve angularjs bootcamp videolarınız da sizinde ne kadar samimi ve iyi bir insan olduğunuz anlaşılıyor.
    umarım mehmet pişkin aklınız da hep iyi ve sizi mutlu eden bir insan olarak kalır.(ki öyle kalması lazım sonrası çok sıkıntıdır.)
    hep iyi insanlarla olmanız dileğiyle.

  23. İnsanları çevresi şekillendirir. İş, aşk, arkadaşları, ülke ve tabii ki tükettiği kültürel uyarıcılar. Biyomekanik bir makine olan insanın özgür iradesi olduğuna inanıyorsanız kendinizi kandırırsınız.

  24. Ben bu yazıya, yapmaya çalıştığımı benden önce yapabilenleri okurken denk geldim. Söylemek istediğim iki kelam var. Bunu yapabilecek cesarete gelebilmek birkaç aya, bir yıla sığabilecek bir süreç kesinlikle değil. “Başa çıkılamaz” hissinden sonra başa çıkabileceğini gösterip bu noktaya geliniyor. Bununla da başa çıktım ama daha uğraşacak halim kalmadı, yorgunluğun son seviyesindeyim demek. Bu illa ki sosyal hayattaki resmimize yansıyacak bir durum değil. Benim arkamdan “aman hep bi garipti” diyecek çok insan var. Ama bi o kadar da enerjimden dolayı şaşıracak insan var. Demek istediğim, göstermek istemiyorsa göstermiyor insan. Özellikle de ikna çabasına gireceklere göstermek istemiyor. Bu yüzden kendinizi suçlamamalısınız. Birinci diyeceğim bu. İkincisi ise; gitmeye karar verme sürecinde en çok zorlanan konu arkada bıraktıklarının üzüntüsü, yaşayacakları. Bence olayın cesaret kısmı bu. Ve gidip de kalanların atlatamadığını görmek, hissetmek, artık ne oluyorsa, en kötüsü olurdu. Neticede dayanamayadım ve kendi kararımı verdim. Geri dönüp bana saygı duymalısınız ve bu doğal bir şey diye bağırmak isteyebilirdim. Ve yine bu sebeplerden dolayı kendinizi yıpratmamalı ve üzmemelisiniz. Maksimum kabul edebileceğim duygu özlem. Onun dışında suçluluk duygusu kaybedileni üzerdi fikrimce ve kuvvetle muhtemel.

    • “Ben bu yazıya, yapmaya çalıştığımı benden önce yapabilenleri okurken denk geldim. ” i okuduğum anda ürperdim😦 Belki de haddim olmayarak sormak istiyorum: Siz şuan hangi aşamadasınız? “Yapmaya çalışmak” her an intihar edilebilir anlamına mı geliyor?

      “İkincisi ise; gitmeye karar verme sürecinde en çok zorlanan konu arkada bıraktıklarının üzüntüsü, yaşayacakları. Bence olayın cesaret kısmı bu. ”
      Ben sizin de okuduğunuz Mehmet ile ilgili yazıyı okuduktan sonra ister istemez Mehmet’in intihar videosundaki bahsettiği kardeşinin Facebook adresine ve Mehmet’in Facebook adresine baktım, sevenleri hergün kahroluyorlar ve özellikle kardeşi için durum çok daha kötü gördüğüm kadarıyla. Doğal olarak her gün abisini özlüyor ve bu özlem günden güne kat kat artıyor. Bir kişinin giderken arkasında acı bırakarak gitmesi kadar korkunç bir şey yok emin olun. Sevdikleriniz, aileniz şuan hangi berbat durumun içinde olursanız olun sizi kucaklamaya her daim hazırdır, hayatta psikolojik olarak sizden daha kötü durumda olan bir çok insan vardır, hayat ne olursa olsun her zaman size tekrar başlama fırsatını koşulsuz sunar size, yeter ki bu fırsatı geri çevirmeyin, kabuğunuza çekilip kendinizi kötü düşüncelerle baş başa kalmaya sürüklemeyin. Uzaktan konuşması kolay diyeceksiniz belki bana; ama samimi olarak diyorum ki, lütfen hiçbir zaman pes etmeyin. Sizin durumunuzu bilmiyorum; ama genel olarak gördüğüm kadarıyla küçük şeylerden mutlu olamayan bir toplum olduk. Hayatı basit yaşayan, kimseyi- olayları kafaya takmayan kendi işimizde kendi tuzumuzda kavrulmayı başarabilsek gerçekten her şey daha güzel olacak. Yüzünüze esen soğuk rüzgardan veya bir deniz şırıltısından mutlu olabilen,sakinleşen insanlar olabilmeliyiz. Lütfen pes etmeyin, rahatlayın, takmayın hiçbir şeyi nolur.

      • Size vereceğim karşılık bu durumu normalleştirmeye, güzellemeye girebilir ve bunu gören kimseyi asla yüreklendirmek istemem. Bu yüzden çok savunma yapamayacağım. Rüzgarın, güneşin, denizin varlığını sevenin arkasındayım. Sevin.🙂

  25. Merhaba, ne kadar içten yazmışsınız. Bu konuyla yuzleşmek, nedenlerini sorgulamak, zaman zaman kendinizi suçlu hissetmek hepsi insana dair şeyler. Hayat çok değerli, kararlarımız sadece bizi bağlamıyor ne yazık ki. Umarım mutludur artık, huzurludur, bize gülümsüyordu. Ne çok şey biliyorsunuz diyordur belki de:) Güzel arkadaşlığınızı güzel anılarla hatırlamanız dileğiyle.. Mutlu kalın ve unutmayın sizin gibi düşünceli, insanlık telaşı olan insanlar yaşanılır kılıyor dünyayı. Sevgiler.

  26. Onu tanımayan bir sürü insanın yazıp çizdiği seylerden yazınızın pek bir farkı olduğunu düşünmüyorum açıkçası bencilce bir yazı olmuş.Hayatınının 3 4 aylık bir dönemine denk geldiğiniz bu insanın bu kadarcık bi süre zarfında iyi veya kötü bi etkinizin olduğunu düşünmüyorum .Onu daha uzun yıllar tanıyan hayatının bir çok olayına tanıklık eden yakın arkadaşları bile bir şey yapamazken… Keşke bulunduğu durumu ciddiye alıp dinleyip yardımcı olmaya çalışsalarmış.”İnce bir insan olmak benim için çok önemliydi fakat artık takatim kalmadı başa çıkmakta zayıf kalmışım IŞIĞIMI KAYBETTİM ” bu kadar naif hassas kırılgan bir insanın artık aramızda olmayışı hepimizi bu yüzden bu kadar üzdü.Bu kadar ince bir insan olmasaydı insanlardan da kendisi gibi olmalarını beklemeseydi belki hayatta olurdu.”Bazen birisi gider ve hayatınızda bir kişilik dev bir boşluk bırakır”.Umarım şimdi gittiği yerde mutludur ve huzuru bulmuştur.

  27. Mehmet’in videosunu bi kaç defa ağlayarak izledim. Kendinden vazgeçerken bile hala arkadaslarını, ailesini düşünen bi adamdı. Bu kadar naif yürekli olmasa intihar aklına bile gelmezdi eminim. Onun gibi bir adamı bi bakış, bir söz, bir el hareketi insanlara çok önemsiz gelen ayrıntılar incitmiştir ama o kendine saklamıştır.
    Bu sizinle birebir ilgili değil elbette kendinizi suçlamak saçma fakat bu gibi durumlarda tek hesap sorulacak kişi yine kişinin kendisi oluyor. Buna benzer olaylar yaşayan biri olarak üzülmeyin diyemem üzüleceksiniz ve muhtemelen hiç unutmayacaksınız. Zaman ilacınız olur . Aşk ile sevgiliyle kalın demekte o kadar güzel bi dilekki. İnsanları motive eden tek şey sevgi gerçektende . Sabır ve sevgiyle kalın.

  28. O videoyu izlerken kendimi gördüm her defasında bittiğinde başa sardım.O videoyu buluşum ise benim içinde bulunduğum durum da insanlar var mı ve benim gibi mi hissenler var mı diye araştırıyordum.Gömülmeyi istememesi bilime yararlı olmak denize bırakılıp orda çürümek isteme beni kendine daha çok çekti çünkü bende her defasında anneme babama gömülmek istemiyorum beni bir okyanusa bırakın diyordum niye bilmiyorum ama bunu neden düşündüm niye böyle bir şey istedim bulamadım ama yalnız olmadığımı gördüm her konusmasında her defasında kendine çekti beni babam artık cidden korkup bilmem kaçıncı izleyişimde kapattırdı videoyu ama aklımdan hiç çıkmadı bir sürü siteden bir sürü haberden aradım durdum daha cok öğrenmek istedim ama insanların saçma sapan yargılamalarından başka bir şey bulamadım daha sonra hep düşündüğüm intihar beynimde daha çok yer etti son zamanlarda aldığım antidepresanlarda düşünmekten halsiz düşmüş beynimi daha bir umursamaz hale soktu en ufak bir patlamada da intihar girişimim oldu ama ben ya o kadar cesaretli olamadım haplarla intihar girişiminde bulundum bunu yapanlar genelde yardım çağırsında bulunanlardır bende bir yardım çağrısında bulundum çok değil bir saat sonra annemler farkedip acile kaldırıldım 3 gün Yoğun bakımda yattım gelen giden doktorlar,psikiyatriler,ruh sağlığı hastanesinde yatırmak isteyenlerin hastanede yatmamak için polislere doktorlara yaptığımdan pişman değilim dedim evet pişman değildim çünkü gerçekten çok şey farkettim insanlar seni incitiyorsa senin ”ince biri olmaman gerekiyor” ben bunu geç mi erken mi neyse orda öğrendim çünkü kimsenin haberi yok? gerçekten ölsem kafama taktıklarım olan biten şeyler benim beynimden silinecek ama beynimde yok olacak geride kalanlar bir kaç ay yas tutacak neden artık herkes her şey için bencillik yapmayayım? hastaneden taburcu olduktan sonra sadece bir kaç kişi öğrenebildi onlarda nasıl farkedemedik nasıl olur kendilerindende bir şey çıkararak özür dilemeler ama sonuç Hiçbir şey değişmedi ben hariç.Keşke Buraya gitmeseydide mehmetinde içindd bir şekilde bir kıvılcım çaksaydı keşke o ince ruhunu dışarı karşı sertleştirebilseydi.Hala aklımdadır… Hala beynimi kurcalar çünkü çok derin bir insan olduğunu anlamam için tanımam gerekmiyor.Etrafınızdaki insanların sessiz çığlıklarına kulak verin hiç kimseyi öylesine dinlemeyin.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s